20 Aralık 2012 Perşembe

Dört Öykü: Bakteriler, Derin Devlet, Esin Perisi ve Yılın Son Günü

Aralık'ta dört yeni öykü:


Milliyet Blog:  Yılın Son Günü
"Gençliklerine, çocukluklarına gittiler. İsteyip de yapamadıkları, düşleyip de ulaşamadıkları ne varsa birer birer ortaya çıktı. Sanki ergenlikteki ilk aşklarını yeniden bulmuşlardı. İnanılmaz bir güç, duru bir temizlik onları birbirine çekiyordu."


Lalabey Paylaşım: BAKTERİYLE KONUŞAN ADAM
Olmuyordu, geçmiyordu tüm düşüncelerini aklından kovup yalnızca kendisinin olmasını isteyen bu acımasız ağrı.

“Bakın şimdi saldırıya geçiyorum, bu sizin son şansınız” dedi.


DergiSANATEsin Perisi

Selim yazdıklarını bir kez daha okudu.
"Sonunda ilhamın sırrını çözdüm. Büyük bir buluş değil belki, bilinenin bilmem kaçıncı kez tekrarı. Ama bunu anlamak, hissetmek beni mutlu etti.
Esin perisi az yetenek, bol emektir. Yeterince sabır gösterirseniz günün birinde mutlaka sizi bulur.
....
Dokuz peri. Mnemesyone ile Zeus'un kızları.
Müzlerin, esin perilerinin erdemiyle biçimlenen sanat müzelerde ölümsüzleşiyor."


SanatLog: Derin Devlet Nasıl Kurulur?
Bir derin devlet yapılanması için çalışmaya başlamadan önce yanıtlanması gereken ilk soru şuymuş: “Mevcut derin devleti dönüştürmek mi, yoksa yeni bir derin devlet kurmak mı amacımıza daha uygun?”


1 Aralık 2012 Cumartesi

Selim ile Sima: Yılın Son Günü


"Yılın Son Günü" öyküsünün tümü 31 Aralık 2012'de

http://blog.milliyet.com.tr/2000x adresinde olacak.

Önceki Öyküler İçin:

http://blog.milliyet.com.tr/tesekkur-ve--yilin-son-gunu--icin-bir-randevu/Blog/?BlogNo=384210


Yılın Son Günü Ön Okuma:


Selim ile Sima: Yılın Son Günü

"İki beden evrenin en uyumlu ve inanılmaz sonatını çalmak üzere bir araya gelmiş, yaşamın en anlamlı müziğinin ezgilerini ateşlemişlerdi. Gözleri birbirinin içinde eriyor, bedenleri tek bir beden olup sonsuzluğa ulaşmak istiyordu."



"Sima akşamları genellikle aynı bara gidiyor, bir masaya yerleşip o günkü durumuna uygun tek bir içki söylüyordu. Özgün güzelliği, özenle seçtiği giysileri, ölçülü makyajı, anlamlı çekiciliği gelen herkesin dikkatini çekmesine neden oluyordu. Kimi yapışkan kaba bakışlarla adeta soyuyor, kimi uzaktan gizlice süzüyordu."

"Sima'nın ilgisini çekip onun masasına oturabilmek kolay olmadığı gibi ucuz da değildi. Birer kadeh içerek yarım saatlik bir sohbetten fazlasını alabilmek ise hem çok zor, hem de epey pahalıydı."

"Sevebileceği, değer verdiği birisinin varlığı yaşamına yeni anlamlar katabilirdi. Ama bu yola dönmek çok tehlikeli de olabilirdi. Ayrı yaşarken pusuya yatan sorunlar bir araya geldiklerinde içlerini kemirip onları geçmişlerini özler hale getirebilirdi."

"Yılın son gününün kalabalığı, coşkusu,  geleceği sanılan değişim, insanların hiç değilse bir gece rahatlamak için harcadıkları çabalar, gençlerdeki umut, yaşamın kaygılarına kapılmışlardaki bıkkın telaş, yaşlılardaki yorgunluk ve geçmişe özlem kalabalığın gözlerinde hissediliyordu."

"Sima'ya en acı gelen piyango bileti ve yılbaşı süsleriyle oyunlarını satanları görmekti. Bu sahte mutlulukta büyük bir acı gizliydi. Kan kanserine yakalanmış bir çocuğun doğum günündeki umutsuz mutlu olma ve neşeli olma çabası, tüm kahkahalara, güzel sözlere karşın gözlerdeki acının silinememesi gibi."

"Sima dikkatli bir biçimde oturdu. Elbisesinin eteği oldukça kısaydı ama çok şık ve özel görünüyordu. Duruşunun farklı bir mesaj vermemesi, değerini yansıtması gerekiyordu."

"Kapıda Sima'yı bile sarsan biri belirdi. Güzel ve düzgün hatları yoktu. Yine de çok yakışıklı ve çekiciydi. Yüzünde güçlü bir sertlik, gözlerindeyse anlamlı, sevecen bir yumuşaklık vardı."

"Böyle güzel bir hanım mutlaka eşini bekliyordur ama şansımı denemeden edemeyeceğim. Ben Aykan, gecenin ilk kadehini birlikte içebilir miyiz?"




"Selim yalnızlığın acısını hissetti. Böyle günlerde büyüyordu sıkıntıları. Normalde bir arkadaşına, Metin'e ya da Can'a gitmeyi düşünürdü ama Sima'yla görüşme umuduyla önceden bir ayarlama yapmamıştı. Onlardan da bir ses çıkmamıştı."

"Sima sessizce, hıçkırıklarını bastırarak ağlıyordu. Selim ne yapacağını bilemedi."

"Aykan'ın ilk anda çekici görünen güvenli duruşu ilk kadeh bittiğinde Sima'yı biraz rahatsız etmeye başlamıştı ama üzerinde durmamıştı. Sonuçta ölçülü ve saygılı davranıyor, Sima'nın rahat etmesini sağlamaya çalışıyordu. Eve gitmeyi de biraz fazla erken önerdi ama bu da önemli bir sorun değildi. Zamanı sınırlı olduğu için acele ediyor olabilirdi. Kapıdan girer girmez adamın konuşması ve davranışları değişti."

""Güzel ve vahşi kısrakları severim. Onlara eyer takmayı, boyunlarına yular geçirmeyi, üstüne binmeme izin vermeyeceksen seni yakalayıp bağlamayı bilirim ben!"

"Sima Selim'in kollarında kaybolmak istedi. Sokuldu. Selim'in kolları bedenini sardı, elleri küçük tatlı okşayışlarla onu selamladı. Küçük kıpırtılarla birbirlerini aramaya başladılar."

"Gençliklerine, çocukluklarına gittiler. İsteyip de yapamadıkları, düşleyip de ulaşamadıkları ne varsa birer birer ortaya çıktı. Sanki ergenlikteki ilk aşklarını yeniden bulmuşlardı. İnanılmaz bir güç, duru bir temizlik onları birbirine çekiyordu."

"Dokunuşları olağanüstü bir etkiyle bir sıcaklığa dönüşüyor, bedenlerinin her noktasında dolaşıyordu. Kıpırtıları fısıltılı, uzun bir söyleşiye dönüşmüştü. Selim'in gerilen bedeni yumuşak bir sertlikle, Sima'nın gevşeyen kaygıları tatlı, ılık bir kayganlıkla soluk alıyor, karşıdakini bulmaya, ona ulaşmaya çalışıyordu. Gecikmiş bir arayışın ilk buluşmasıydı bu. İçlerindeki çocuklar özledikleri kadın ve erkekle buluşuyor, yaşamlarının en anlamlı anlarından birisini yıllar sonra içten bir güzellikle yaşamış oluyorlardı."


11 Ekim 2012 Perşembe

"Yakın Onları! Yasak Kitaplardan Uyarlanmış 15 Önemli Film"


ABD'de Ulusal Yasak Kitap Haftası'ymış.

Aşağıdaki sitede herhangi bir sıra gözetmeden sansürlenmiş, karşı çıkılmış, yasaklanmış, hatta yakılmış kitaplara dayalı filmlerden seçilen 15 örnek listelenmiş.

Gazap Üzümleri ve Lolita gibi anlaşılır olanlar da, Rüzgar Gibi Geçti ve Harry Potter gibi pek umulmadık olanlar da var.

Bizde bir liste yapılsa on beş az mı olur?



1 Ekim 2012 Pazartesi

Bonnie ve Clyde'ın Silahları



Bunalım döneminin ünlü soyguncuları Bonnie Parker ve Clyde Barrow 1934'te öldürüldükleri sırada üzerlerinde bulunan iki tabanca Pazar günü bir açık artırmada 504.000 dolara satılmış.

Bir bantla Bonnie'nin bacağının üst bölümüne içten tutturulmuş olarak bulunmuş küçük silahın değeri 264.000 dolar olmuş.

Açık artırma yetkililerinin bulduğu bir dokümanda silahı bu şekilde saklamasının nedeni "O günlerde centilmen hiçbir polis memurunun silahı saklamış olduğu bölgede bir kadının üzerini aramayacak olması ve pek az kadın polis bulunması" olarak belirtilmiş.

Belirlenen ilk değer 150.000 ve 200.0000 dolar arasındaymış.

Clyde'ın kemerinde bulunan ve yine aynı değerle açık artırmaya çıkarılan tabancaysa 240.000 dolara alıcı bulmuş.

23 yaşında ölen Bonnie'ye ve 25 yaşında ölen Clyde'a ait silahlar'ı kimliğinin gizli kalmasını isteyen Texas'lı bir koleksiyoncu almış.

Bonnie ve Clyde'ın öyküsü, Warren Beatty ve Faye Dunaway'in oynadığı 1967 yapımı bir Arthur Penn filmine de konu olmuştu.

http://usnews.nbcnews.com/_news/2012/09/30/14162079-bonnie-and-clyde-guns-sell-for-504000?lite

28 Eylül 2012 Cuma

Kasabanın Kurtuluşu: Grinin Elli Tonu




Grinin Elli Tonu kitaplarının çok satması ABD'deki East Millinocket kasabasına ekonomik bir canlılık getirmiş. Bir zamanlar "kağıdın yarattığı kasaba" diye adlandırılan bölge bir süredir zor günler geçiriyormuş. Kitabın yayıncısı üçlemeye artan talebi karşılayabilmek için burada yeniden açılan fabrikayı basım yerleri arasına katmış.  Böylece fabrikada yoğun bir üretim başlamış, daha önce işini kaybedenlere bir iş kapısı açılmış.

Sanatla ekonominin ilişkisi tüketim arttıkça farklı boyutlara taşınıyor sanki. Çok satan kitaplar için kullanılan kağıdı ve tonlarca ağacı düşününce çevre boyutunu da unutmamak gerek.

Program yapımcısı söyleşiye karşıdakinin kitabı okuyup okumadığını sorarak başlıyor. Adam gülüyor, kendisinin okumadığını ama karısının okuduğunu söylüyor. "Bu soruyu sormayacağınızı söylemiştiniz" diye itiraz ediyor. Yapımcı "Yalan söyledim" deyip gülüyor.