kadın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kadın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Mart 2018 Cumartesi

Kitap Evreni


Evren mi büyüktür, yaşadığımız kent mi? Yoksa yaşamak için terk etmek zorunda kaldığımız memleketlerimiz mi?

Dünya artık küresel bir köy müdür?


Bilgi kitaplarda mıdır, aklımızda mı? Gazetelerde midir, dergilerde mi, televizyonda mı? Bilgisayarlarda mıdır, telefonlardaki uygulamalarla gelen anlık güncellemelerde mi? Kağıdın üzerine sıvanan mürekkeple, ekranlarda parlayan ışıkla yapılan yayınlar aydınlık mı getirir, karanlık mı? Gerçekleri mi söylerler, büyütülen yalanları mı?

Kitapların evreni basılmış ve henüz yok olmamış sayfalar mıdır? Kendileri yakıldığı halde ışıkları başka akıllarda ve kitaplarda yeniden doğmuş kitapların ölümsüz düşünceleri midir? Teknolojik gelişmelerle bugün dünyanın her yanına ışık hızıyla yayılan renkler, sesler ve sözcükler midir? Bunlarda yaşayan güzellikler ve çirkinlikler, yaşam ve ölüm, sevgi ve nefret, hoşgörü ve linç, barış ve savaş, dostluk ve düşmanlık, bağışlama ve öç, aşk ve kin midir?

Sanat ışığın, sesin ve sözün her türlü oyununu kapsar mı? Edebiyat ayrı bir dünya mıdır, yaşama sanatının diğerleriyle eşit bir parçası mıdır? Bilim ve sanat birbirlerinin neresindedirler? İnsanın ve toplumun ilişkisi, sanatın ve bilimin bağlarına benzer mi?

Karanlık koyulaşınca doğumlar ışık getirebilir mi? Ölümden sonra yaşam var mıdır? Peki yaşamdan önce ölüm olmalı mıdır?

....


Kitapların evrenine açılabilmemizi bilim mi sağlamıştır? Matbaa olmasaydı bilgisayar olabilir miydi? Düşünce üretilmese, ışık dünyayı küresel bir köye çevirebilir miydi? Kitap evreni mi büyüktür, bilim evreni mi? Bilginin sonsuzluğunda kaybolmadan kitapların arasında dolaşabilir miyiz? Bilimi ve sanatı bulabilir, onlara ulaşabilir miyiz?


Kitaplar kendilerini dergilere ve kitap eklerine nasıl anlatabilirler? Dergiler ve kitap ekleri kitapları yalnızca ayrıcalıklı bir azınlığa değil, yaşamayı ve merak etmeyi unutmamış herkese tanıtmanın bir yolunu bulabilirler mi? Herkese bilim ve sanat erişilmez bir amaç, gerçekleşemez bir düş müdür? Işıkla toplum arasında yükselen duvarlar, bilginin ve güzelliklerin herkese ulaşmasına asla izin vermez mi?

Ayfer Tunç, 1 Mart 2018'de Cumhuriyet Kitap kapağında "Huzursuzluk çağını yaşıyoruz", "Her türlü kolaylığı ve pek emek vermeden her şeyi elde edebileceğimizi vazeden, bu yolla insan zihnini hızla aşındıran bu çağ kavramları da törpülüyor" dediğinde; sesini kaç kişi duyar?

....


Metin Celal "Çevirinin politikası olursa" başlıklı yazısında, "Yayıncılarımız çeviri eserlere nasıl yöneldi?", "Okurun klasikleri sürekli ve çok okumasının nedeni nedir?" gibi soruların kendisini hep meşgul ettiğini söylemiş. "Prof. Dr. Şehnaz Tahir Gürçağlar, Türkiye’de Çevirinin Politikası ve Poetikası’nda (Ocak 2018, çev. Tansel Demirel, Türkiye İş Bankası Kültür Yay.) bu soruların bir çoğunun cevaplarını veriyor" demiş.

Yaşam karmaşıklaştıkça, toplumsal dağılımlar bozuldukça, duvarlar yükselip uçurumlar derinleştikçe, insanlar iletişim mucizesiyle sürekli veri aldığı halde bilgiye ulaşamayarak ezildikçe; dinlemek ve konuşmak, okumak ve yazmak kolaylaşacak yerde zorlaşıyor mu acaba? Zengin daha zengin, bilgili daha bilgili, akıllı daha akıllı olurken; yoksul daha yoksul, cahil daha cahil, aptal daha aptal mı oluyor acaba? Teknoloji bizi ışıkta buluşturacak yerde sonsuz bir karanlık ve aydınlık ikileminin içine mi gömüyor?

Hiç değilse bilimin ve sanatın daha iyi kurallarla yönetilmesini sağlayabilir miyiz? Kitap evreninin, bu evrenin vereceği ışıkların amacı dünyanın daha güzel olması değilse; başka ne olabilir?


Cumhuriyet Teknoloji, http://www.cumhuriyet.com.tr/bolum/11/teknoloji.html

Cumhuriyet-Bilim-ve-Teknoloji-Dergisi, http://tr-tr.facebook.com/Cumhuriyet-Bilim-ve-Teknoloji-Dergisi-1491216571117068/

Herkese Bilim Teknolojihttp://www.facebook.com/herkesebilimteknoloji/?hc_ref=ARR70m1ksdNEdDoxNing18El3-aTn7eNxyF6zFyXG2HY2gwLA0Jq9J0_O0WwS8JU4M8

Keşifleri kadınlar yaptı, ödülleri erkekler kaptı,
http://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/kesifleri-kadinlar-yapti-odulleri-erkekler-kapti, 8 Mart 2018

Cumhuriyet Kitap Eki, http://www.cumhuriyet.com.tr/haberkaynagi/252/Cumhuriyet_Kitap_Eki.html

Eray Ak, Ayfer Tunç'un yeni romanı, http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/kitap/938145/Ayfer_Tunc_un_yeni_romani.html

Metin Celal, Çevirinin politikası olursa, http://okudugumkitaplar.blogspot.com.tr/2018/02/cevirinin-politikas-olursa.html

20 Aralık 2012 Perşembe

Dört Öykü: Bakteriler, Derin Devlet, Esin Perisi ve Yılın Son Günü

Aralık'ta dört yeni öykü:


Milliyet Blog:  Yılın Son Günü
"Gençliklerine, çocukluklarına gittiler. İsteyip de yapamadıkları, düşleyip de ulaşamadıkları ne varsa birer birer ortaya çıktı. Sanki ergenlikteki ilk aşklarını yeniden bulmuşlardı. İnanılmaz bir güç, duru bir temizlik onları birbirine çekiyordu."


Lalabey Paylaşım: BAKTERİYLE KONUŞAN ADAM
Olmuyordu, geçmiyordu tüm düşüncelerini aklından kovup yalnızca kendisinin olmasını isteyen bu acımasız ağrı.

“Bakın şimdi saldırıya geçiyorum, bu sizin son şansınız” dedi.


DergiSANATEsin Perisi

Selim yazdıklarını bir kez daha okudu.
"Sonunda ilhamın sırrını çözdüm. Büyük bir buluş değil belki, bilinenin bilmem kaçıncı kez tekrarı. Ama bunu anlamak, hissetmek beni mutlu etti.
Esin perisi az yetenek, bol emektir. Yeterince sabır gösterirseniz günün birinde mutlaka sizi bulur.
....
Dokuz peri. Mnemesyone ile Zeus'un kızları.
Müzlerin, esin perilerinin erdemiyle biçimlenen sanat müzelerde ölümsüzleşiyor."


SanatLog: Derin Devlet Nasıl Kurulur?
Bir derin devlet yapılanması için çalışmaya başlamadan önce yanıtlanması gereken ilk soru şuymuş: “Mevcut derin devleti dönüştürmek mi, yoksa yeni bir derin devlet kurmak mı amacımıza daha uygun?”


1 Aralık 2012 Cumartesi

Selim ile Sima: Yılın Son Günü


"Yılın Son Günü" öyküsünün tümü 31 Aralık 2012'de

http://blog.milliyet.com.tr/2000x adresinde olacak.

Önceki Öyküler İçin:

http://blog.milliyet.com.tr/tesekkur-ve--yilin-son-gunu--icin-bir-randevu/Blog/?BlogNo=384210


Yılın Son Günü Ön Okuma:


Selim ile Sima: Yılın Son Günü

"İki beden evrenin en uyumlu ve inanılmaz sonatını çalmak üzere bir araya gelmiş, yaşamın en anlamlı müziğinin ezgilerini ateşlemişlerdi. Gözleri birbirinin içinde eriyor, bedenleri tek bir beden olup sonsuzluğa ulaşmak istiyordu."



"Sima akşamları genellikle aynı bara gidiyor, bir masaya yerleşip o günkü durumuna uygun tek bir içki söylüyordu. Özgün güzelliği, özenle seçtiği giysileri, ölçülü makyajı, anlamlı çekiciliği gelen herkesin dikkatini çekmesine neden oluyordu. Kimi yapışkan kaba bakışlarla adeta soyuyor, kimi uzaktan gizlice süzüyordu."

"Sima'nın ilgisini çekip onun masasına oturabilmek kolay olmadığı gibi ucuz da değildi. Birer kadeh içerek yarım saatlik bir sohbetten fazlasını alabilmek ise hem çok zor, hem de epey pahalıydı."

"Sevebileceği, değer verdiği birisinin varlığı yaşamına yeni anlamlar katabilirdi. Ama bu yola dönmek çok tehlikeli de olabilirdi. Ayrı yaşarken pusuya yatan sorunlar bir araya geldiklerinde içlerini kemirip onları geçmişlerini özler hale getirebilirdi."

"Yılın son gününün kalabalığı, coşkusu,  geleceği sanılan değişim, insanların hiç değilse bir gece rahatlamak için harcadıkları çabalar, gençlerdeki umut, yaşamın kaygılarına kapılmışlardaki bıkkın telaş, yaşlılardaki yorgunluk ve geçmişe özlem kalabalığın gözlerinde hissediliyordu."

"Sima'ya en acı gelen piyango bileti ve yılbaşı süsleriyle oyunlarını satanları görmekti. Bu sahte mutlulukta büyük bir acı gizliydi. Kan kanserine yakalanmış bir çocuğun doğum günündeki umutsuz mutlu olma ve neşeli olma çabası, tüm kahkahalara, güzel sözlere karşın gözlerdeki acının silinememesi gibi."

"Sima dikkatli bir biçimde oturdu. Elbisesinin eteği oldukça kısaydı ama çok şık ve özel görünüyordu. Duruşunun farklı bir mesaj vermemesi, değerini yansıtması gerekiyordu."

"Kapıda Sima'yı bile sarsan biri belirdi. Güzel ve düzgün hatları yoktu. Yine de çok yakışıklı ve çekiciydi. Yüzünde güçlü bir sertlik, gözlerindeyse anlamlı, sevecen bir yumuşaklık vardı."

"Böyle güzel bir hanım mutlaka eşini bekliyordur ama şansımı denemeden edemeyeceğim. Ben Aykan, gecenin ilk kadehini birlikte içebilir miyiz?"




"Selim yalnızlığın acısını hissetti. Böyle günlerde büyüyordu sıkıntıları. Normalde bir arkadaşına, Metin'e ya da Can'a gitmeyi düşünürdü ama Sima'yla görüşme umuduyla önceden bir ayarlama yapmamıştı. Onlardan da bir ses çıkmamıştı."

"Sima sessizce, hıçkırıklarını bastırarak ağlıyordu. Selim ne yapacağını bilemedi."

"Aykan'ın ilk anda çekici görünen güvenli duruşu ilk kadeh bittiğinde Sima'yı biraz rahatsız etmeye başlamıştı ama üzerinde durmamıştı. Sonuçta ölçülü ve saygılı davranıyor, Sima'nın rahat etmesini sağlamaya çalışıyordu. Eve gitmeyi de biraz fazla erken önerdi ama bu da önemli bir sorun değildi. Zamanı sınırlı olduğu için acele ediyor olabilirdi. Kapıdan girer girmez adamın konuşması ve davranışları değişti."

""Güzel ve vahşi kısrakları severim. Onlara eyer takmayı, boyunlarına yular geçirmeyi, üstüne binmeme izin vermeyeceksen seni yakalayıp bağlamayı bilirim ben!"

"Sima Selim'in kollarında kaybolmak istedi. Sokuldu. Selim'in kolları bedenini sardı, elleri küçük tatlı okşayışlarla onu selamladı. Küçük kıpırtılarla birbirlerini aramaya başladılar."

"Gençliklerine, çocukluklarına gittiler. İsteyip de yapamadıkları, düşleyip de ulaşamadıkları ne varsa birer birer ortaya çıktı. Sanki ergenlikteki ilk aşklarını yeniden bulmuşlardı. İnanılmaz bir güç, duru bir temizlik onları birbirine çekiyordu."

"Dokunuşları olağanüstü bir etkiyle bir sıcaklığa dönüşüyor, bedenlerinin her noktasında dolaşıyordu. Kıpırtıları fısıltılı, uzun bir söyleşiye dönüşmüştü. Selim'in gerilen bedeni yumuşak bir sertlikle, Sima'nın gevşeyen kaygıları tatlı, ılık bir kayganlıkla soluk alıyor, karşıdakini bulmaya, ona ulaşmaya çalışıyordu. Gecikmiş bir arayışın ilk buluşmasıydı bu. İçlerindeki çocuklar özledikleri kadın ve erkekle buluşuyor, yaşamlarının en anlamlı anlarından birisini yıllar sonra içten bir güzellikle yaşamış oluyorlardı."