edebiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
edebiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ocak 2020 Çarşamba

Sincan istasyonu'nda Edebiyat


Sincan istasyonu
Kasım-Aralık 2019, 104

"Sincan İstasyonu 100. sayıda" başlıklı bir yazı yazmış Doğan Hızlan, 28 Mayıs 2019'da:

Şair Abdülkadir Budak’ın yayımladığı iki ayda bir çıkan edebiyat dergisi “Sincan İstasyonu” 100. sayıya ulaştı. Türkiye’de bir edebiyat dergisinin 100 sayı yayınlanabilmesi gerçekten önemlidir.

Budak, 100. sayının başındaki “Yüzüncü Sayıyı Gördüm Ya...” yazısında bir derginin, dergiciliğin öyküsünü kaleme dökmüş:

“Şairlere söyleyecek söz bırakmamış olan Cemal Süreya, bir defasında da ‘Edebiyat dergileri batmak için çıkar’ demişti. Sincan İstasyonu, Bu sözün aksini kanıtlayan dergilerden biri oldu. İnsan gibi dergiler de ölümlüdür elbet; ne var ki, ne kadar yaşarsa o kadar iyi. Edineceği ve gün geçtikçe artacağına inandığı okurlarına güvenerek yola çıkmış olmak, bir kez olsun gecikmeden, aksamadan 12 yaşına basmak, 100 sayıya ulaşmak meseledir. İlk ve son kertede bu iş bir gönül, yaptığından sevinç duyma işidir. Dergi dediğin edebiyata, edebiyatçılara olduğu kadar, çıkarana da iyi gelmelidir. Hatta bu öncelikli olmalıdır. Bana da öyle gelmeseydi yüz’ü göremezdim."

SİNCAN İstasyonu’nda şimdiye kadar 407 yazarın ürünü yayımlanmış. Budak’ın “Ya Şiir Olmasaydı” kitabının başında şöyle bir ad var:

“Kişisel Şiir Tarihi”.

Önsöz Yerine’de ayrıntıya giriyor:

“İçinde, mutfağında, başında bulunduğum dört dergi (Ozanca, Hakimiyet Sanat, Şiir Odası, Sincan İstasyonu) başta olmak üzere, 47 yıla yayılmış olan onca kitap ve bunların serüvenleri yankıları. Az şey değil. Kimler ne düşünür, nasıl karşılar bilemem ama bana göre bunların anlatılma, kâğıda dökülmelerden oluşan bu kitabın vakti gelmiştir. Sezai Karakoç’un, ‘Övgüler de, yergiler de dayanıksızdır. Şair dayanıklı olduğu ölçüde kalacaktır’ sözü de rehber oldu bana.

( Doğan Hızlan, Sincan İstasyonu 100. sayıda, http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/dogan-hizlan/sincan-istasyonu-100-sayida-41227790
)
....
Kasım-Aralık 2019 sayısıyla, Sincan İstasyonu okurlarıyla 104. kez buluşmuş. Edebiyat dünyasından sesler getirmiş.

....

Sincan İstasyonu'nda Yaşam

Sincan İstasyonu'nun genel yayın yönetmeni Abdülkadir Budak, fotoğraf danışmanı Mahmut Turgut, hukuk danışmanı avukat Emel Budak Çavunt. Biliyorum, pek normal değil yaşadığımız dünya. Yine de biraz tuhaf geldi bana, yalnızca özgürce ve güzel konuşmak isteyen sanat için, bir hukuk danışmanı gerekmesi.

Bir kayıp haberiyle başlamış "Edebiyat Dünyasından".

Nedret Gürcan'ı kaybettik. Gürcan'ın yapıtlarından bazıları: Yaşadıkça Aşk, Bulut İndi, Benim Sevgili Taşram, Hoşçakal Dinar, Yaşanmış Yazlık Öyküleri, İzmir'de Üç Gün Bir Gece.

Yaşadıkça, bir şiir gibi okunabiliyor yapıt adları, giden bir şairin ayrılışında bile.

2019 Yunus Nadi Şiir Ödülü Âba Müslim Çelik ve Hakan Savlı'ya verilmiş. Mersin Kenti Edebiyat Ödülü'nün bu yılki sahibi Nursel Duruel olmuş. İzmir Karşıyaka Belediyesi Edebiyat Ödülleri Kapsamı'nda 2019 Şükran Kurdakul Şiir Ödülü, Özgen Seçkin'in dosyasına verilmiş.

....

Adnan Binyazar, İsmail Uyaroğlu ve Kedi Severlik

Adnan Binyazar, kedileri seven bir şairden söz etmiş. Otuz sekiz yıl sonra ismail Uyaroğlu'nun Kedileri Severken Ağlayınız'da bir araya getirdiği şiirlerini okurken, İsmail Uyaroğlu'nun şiiriyle ilgili düşüncelerini "nedenlere bağlayarak açıklamak" gereğini duymuş. Dünyayı "kedileriyle birlikte" kucaklamış. "Kedi imgesi, Uyaroğlu'nun şiirinde kendi özünü arayışlarının lirik söylemidir" demiş.

İsmail Uyaroğlu'nun şiirinin derinliklerine inilecek yolu, Utanç Ağıtı'yla göstermiş. İsmail Uyaroğlu'yla ağlamış. "Yazıyoruz Metin ve Behçet'le / Küllerin arasında". "Utançla battı o gün güneş". "Kemiriyor İsmail'i keder". "Kedileri severken ağlayınız".

....

Hüseyin Peker, Gültekin Emre

Hüseyin Peker "yoksa şiir miydi, ya da sinema?" diyer sormuş. Sonra "evden dışarı çıkmıyor", "alıştıra alıştıra varılıyor ölüme" demiş.

Gültekin Emre "Öyle söylenmez, böyle ölünür çarpım tablosu gibi" diyerek Özdemir Asaf'a birinci ve ikinci ekleri eklemiş. "Asil bir şeydir yazmak seni göre göre" demiş, "yaşamak neyse ne". Değeri bilinmeyen bir iş midir yaşamak.

....

Ümit Yıldırım

Ümit Yıldırım Edebiyatın Gülen Yüzü'ne, kendisiyle tanışmak isteyen bir yazara "Tanışmayalım" diyemeyince onunşa buluşan ve masadan kalktıktan sonra karşı kaldırımda molozları kamyona doldurmakta olan kepçeyi bir süre izleyen Murat Yalçın'dan söz ederek başlamış. "Şair bu ya!" diyerek Baki Suha Ediboğlu ve Yahya Kemal'den, "Kara Bohem" diyerek Yakup Kadri'den ve Yakup Kadri'nin İsviçre'de grip salgınında ölen yakın arkadaşı Şehabettin Süleyman'dan, babasının adı "Asaf" olan Özdemir Asaf'ın babadan kalma köşkündeki zil sesinden ve İlhan Berk'in irkilip korkmasından söz etmiş.

....




Eray Canberk

Adil İzci, Eray Canberk'le bir söyleşi yapmış. Canberk'in şiirlerine topluca yer veren "Kent Kırgını", kapağında 1960-2010  bilgisini taşıyormuş. İzci, daha sonra yeni bir şiir kitabı yayımlamamış olan Canberk'e yeni bir kitabın ne zaman geleceğini sormuş. Canberk, "toplu şiirler" sonrası yazdıklarının bir kitap oluşturmadığını söylemiş. Ustası ve sevgili şairi Necatigil'i anmış. Onun deyişiyle, "... bazı şiirler bazı yaşları bekler" demiş. Doğma büyüme İstanbullu olan Canberk, çocukluktan başlayarak yaşanan yerlerin kişiyi etkilediğini, yaşanan yerlerin "havasının" şiire sindiğini anlatmış. Kısa süreli birkaç kısa süreli ayrılık dışında seksen yılının İstanbul'da geçtiğini anlatmış. Edip Cansever'in "İnsan yaşadığı yere benzer" dizesinden, İkinci Yeni şiir anlayışı ve 1960 kuşağının daha önceki şiirle kurduğu bağlardan söz ederek şiir dünyasından esintiler getirmiş. Başlangıçta İkinci Yeni şairlerinin şiirlerini kendine uzak bulurken şimdi Turgut Uyar ve Edip Cansever olmadan yapamaz olduğunu belirtmiş. Varlık, Yeditepe, Yelken, Yeni Ufuklar, Ataç gibi dergiler  gençlerin çıkardığı kısa ömürlü dergilerdeki kümelenmelere değinmiş.

 "Nuruosmaniye'deki 'İkbal Kahvesi'ne de uğradığımız olurdu ama Orhan Kemal, Edip Cansever gibi 'baba edebiyatçıların' masasının yakınına oturur, belli etmeden kulak misafiri olurduk ancak!..."

"Merak edenler Papirüs dergisinin Mayıs-Haziran tarihli 'Yelken, 60 Kuşağı Dergisi' özel sayısına bakabilirler..."

Şiir anlayışında Orhan Veli ve Özdemir Asaf etkisinden, sınıf arkadaşı Afşar Timuçin'in uyarısından, Şükran Kurdakul'un öğüdünden, Necatigil'i keşfinden, "poetika" yerine "şiirce" demeyi yeğlediğinden, şiirini bulduğundan ve bu çizgiyi sürdürmeye çalıştığından, "şiir serüveni boyunca değişimi / değişimleri göze alan şairlere büyük hayranlık" duyduğundan söz etmiş. Ama bu işin ona göre olmadığını eklemiş.

Belki de zor olan, gerektiğinde kendiliğinden değişerek hep daha güzel yerlere götürecek bir çizgi bularak onu koruyabilmek. Belki de asıl zor olan yaşamayı öğrenebilmek. Belki ölümü kabullenebilmekten bile zor.

Adil İzci Eray Canberk'in dünya şiiri ve özellikle Fransız şiiriyle ilişkisine ve şiir çevirisi konusuna değinmek istemiş. Canberk çeviri konusunda bir ya da iki şair üzerinde yoğunlaşmak istediğini ama bunun olamadığını belirtmiş. "Bir Mallarmé çevirmeni" olarak tanınmak isteyebileceğini söylemiş.

Eray Canberk'in annesi "neden böyle boynu bükük, yoksun, kırgın şiirler yazıyorsun?" dermiş. Tahsin Yücel "İnsan yazdığı şeydir",  Bilge Karasu "Nasıl yazıyorsam öyleyimdir" demiş. "İnsan Yazdığı Şeydir adlı ve Tahsin Yücel'in bazı yazılarından derlenmiş kitabı Mukadder Özgeç hazırlamış.
 
Adil İzci "benim hep ustalarım oldu / şairlik üzre / yaşlı yaşıt genç" diyen "Ebrular" 56 hakkında Eray Canberk'e bir soru sormuş, gençlerin nasıl, hangi yönleri ve değerleriyle usta olduğunu öğrenmek istemiş. Canberk 70, 80 ve 90 kuşağı şairlerinden ve içinde oldukları şiirce birikiminden söz etmiş. "Etkisinde kalmamak" için okumayanlarla ilgili soruya bir alıntıyla karşılık vermiş. "Şiir yazarak değil şiir okuyarak şair olunur."

....

Aydın Afacan

Tuhaf sözcükleri birleştirmiş Aydın Afacan. İlk deniz demiş, günah demiş, şar demiş, körfez demiş, gel günah ol demiş. "Başka bir İldiko, evet..." diye bir de not düşmüş.

....

Halil İbrahim Özbay

Halil İbrahim Özbay, "Şiir Üzerine dokundurmalar ya da küçük fırça darbeleri" başlığı altında tarihli
notlar getirmiş. 10.10.2017'de; "geçmişteki olay ve olguları, bir tarihçi refleksiyle, siyasi ve teknik açıdan değerlendirmek yerine, ayrıntılarda kalmış trajik ve şiirsel yanları bulup ortaya çıkarmak" için çaba gösterdiğinden ve "işin içinde insan olduğuna göre, tarihsel bir olayda bile, satır aralarında kalmış gizli bir hikâye, bir şiir yattığına" inandığından söz etmiş. "Devletlerin hikâyesi olan olayların içinde yer alan insan unsuru, o olayın amacına ve sonucuna hizmet eden bir ayrıntıdır", "bir edebiyatçının bu görüşe katılması asla ve kat'a olası değildir" demiş. Yaşadığımız on binlerce yılı ve son yirmi yılı ve ondan önceki iki bin yılı düşününce hiç kimsenin, "kalbinin delinmiş yerlerinden edebiyatçılığı uçmuş" ve kurumuş bir tarihçiye dönüşmemesini, yaşamların doğanın ve insanın geçmişlerini ve özlerini anlayarak güzelleşmesini diledim.

10.10.2017'deyse Özbay,"altı yüzyıl sürmüş Osmanlı'da şiirin ve şairin izini" sürmüş. "Sahte sofuluğu yererek içtenliği, doğallığı, yaşama sevincini, zengin hayali, insana değer katan zarif aşkları" yücelten bir şairden, 17. yüzyılda yaşamış Yahya Efendi'den söz etmiş. İki gün sonraysa, "Arthur Rimbaud'yla hemen hemen aynı yıllarda, Fransa'da yaşamış olan Charles Vernay adlı" şairden söz etmiş. Vernay, "okuduğu tarih kitaplarından etkilenerek Osmanlı kültürünü merak etmiş", "kendi kendine Osmanlı Türkçesini ve şiirini öğrenmiş, aruz ölçüsüyle şiirler yazmış". 

....

Hürriyet Yaşar

Okuma Güncesi'nde yazmış, 11 Temmuz 2009'da Metal Fırtına adlı romanı okuyormuş Hürriyet Yaşar. 11 Temmuz 2019'da bir ek gelmiş, romandaki "güzelsanat giysisi, neresinden tutsanız orasından sökülüp dökülüyor" denmiş. "2004 yılında çokan bu kitaba, 'çok satar' listelerinden silindikten sonra, 2009 yılında beni çeken neydi?" diye sormuş Hürriyet Yaşar. Kaba saba romanın çobanla bittiğini söylemiş. "Dil çağrışımdır" demiş. 13 Temmuz 2012'deyse, İranlı yazar Celal Hosrovşahi'nin Füruğ'un Öyküsü'nü okuyormuş. Onat Kutlar'ın önsözünden, Necati Güngör'ün öykülerinden, Fethi Naci'den, güzellik ölçütlerinden söz etmiş. 19 Nisan 2019'da da, Melih Cevdet Anday'ın Gizli Emir romanındaki kişiler özellikleriyle ilgili bir sorunu dile getirmiş.

....

 OsmanSerhat

Osman Serhat "Ailemizde şairler vardır" diyerek anlatmaya annesinin annesinin dedesi Yozgatlı Said Fenni'den başlamış. 1967'de 12 yaşındayken "Sömürülen Anadolu" diye bir şiir yazmış. İlk şiiri Mayıs 1970'te okul dergisinde yer almış. Cemal Süreya Kadıköy Merkez Kıraathanesi toplantılarına çağırmış. Kasım 1975'ten başlayarak toplanarak daha çok İlhami Bekir, Fazıl Hüsnü, Sabahattin Kudret ve Cemal Süreya ile oturmuşlar. Yaşam zorluklarla sürmüş. Osman Serhat, bugünlere gelmiş.




Abdülkadir Budak

Denektaşı'nda Abdülkadir Budak, "bir cümle için Kayseri'den İstanbul'a" gidişinin öyküsünü yazmış. 14 Temmuz 2016'da Mine Ömer, "TV ekranının karşısında yorulan kalbinizi, edebiyat yeniler" demiş. KURŞUN KALEM Edebiyat Dergisi'nde Abdülkadir Budak dosyası yer almış.


....

Gidilebilecek epey yer var, Sincan İstastonu'ndan:

Yunus Koray
YOKLUĞU ÖRTÜNMEK
Işıktan daha önce görülebilir
Zamanlar bu karşı aynada  

Şiir Evreni
Şiir Evreni adını taşıyan antoloji nedeniyle, Romen Şiiri Üstüne, bir şiir evreni buluşması yapılmış. Osman Bozkurt, Emin Şir ve Nicolae Georgescu konuşmuş.

Eren Şahin
Eren Şahin bir cenaze marşı ve yeni başlayanlar için helva tarifleri hakkında yazmış. Hangisi seçilebilir ki "bir park için isim önerileri" arasından? "O vahşi delikanlıların ardından?"

Meltem Dağcı
Meltem Dağcı, bir "Kâğıt Yiyen Ejderha" öyküsü anlatmış.

Nalan Tuntaş
Nalan Tuntaş, Zeynep Kurada'nın "Hayatımın Çoğunda Yoktum" romanını tanıtmış.

Şerif Erginbay
Irmaklar gibi kıvrılmış Şerif Erginbay'ın şiirinde hayat.

Facebook Ortamı
Sincan İstasyonu "Facebook Ortamı" başlığı altında, sosyal iletişim ağlarında yapılan tartışmalardan alıntılara yer verecekmiş.

Latife Tekin
2019 Erdal Öz Edebiyat Ödülü Latife Tekin'e verilmiş.




Genç Şairler
Genç şairler bölümünde Eren Şahin, Batuhan Külekçi, Ferhat Nitini Kaan Eminoğlu ve Mehmet Sezgin Sarı
adları yer almış.

Sincan İstasyonu'nda Yazar-Editör Buluşması
Yazar-Editör Buluşması, her ayın ilk cumartesi günü Abdülkadir Budak ve Emel Güz'ün katılımıyla yapılacakmış.

10 Mart 2018 Cumartesi

Kitap Evreni


Evren mi büyüktür, yaşadığımız kent mi? Yoksa yaşamak için terk etmek zorunda kaldığımız memleketlerimiz mi?

Dünya artık küresel bir köy müdür?


Bilgi kitaplarda mıdır, aklımızda mı? Gazetelerde midir, dergilerde mi, televizyonda mı? Bilgisayarlarda mıdır, telefonlardaki uygulamalarla gelen anlık güncellemelerde mi? Kağıdın üzerine sıvanan mürekkeple, ekranlarda parlayan ışıkla yapılan yayınlar aydınlık mı getirir, karanlık mı? Gerçekleri mi söylerler, büyütülen yalanları mı?

Kitapların evreni basılmış ve henüz yok olmamış sayfalar mıdır? Kendileri yakıldığı halde ışıkları başka akıllarda ve kitaplarda yeniden doğmuş kitapların ölümsüz düşünceleri midir? Teknolojik gelişmelerle bugün dünyanın her yanına ışık hızıyla yayılan renkler, sesler ve sözcükler midir? Bunlarda yaşayan güzellikler ve çirkinlikler, yaşam ve ölüm, sevgi ve nefret, hoşgörü ve linç, barış ve savaş, dostluk ve düşmanlık, bağışlama ve öç, aşk ve kin midir?

Sanat ışığın, sesin ve sözün her türlü oyununu kapsar mı? Edebiyat ayrı bir dünya mıdır, yaşama sanatının diğerleriyle eşit bir parçası mıdır? Bilim ve sanat birbirlerinin neresindedirler? İnsanın ve toplumun ilişkisi, sanatın ve bilimin bağlarına benzer mi?

Karanlık koyulaşınca doğumlar ışık getirebilir mi? Ölümden sonra yaşam var mıdır? Peki yaşamdan önce ölüm olmalı mıdır?

....


Kitapların evrenine açılabilmemizi bilim mi sağlamıştır? Matbaa olmasaydı bilgisayar olabilir miydi? Düşünce üretilmese, ışık dünyayı küresel bir köye çevirebilir miydi? Kitap evreni mi büyüktür, bilim evreni mi? Bilginin sonsuzluğunda kaybolmadan kitapların arasında dolaşabilir miyiz? Bilimi ve sanatı bulabilir, onlara ulaşabilir miyiz?


Kitaplar kendilerini dergilere ve kitap eklerine nasıl anlatabilirler? Dergiler ve kitap ekleri kitapları yalnızca ayrıcalıklı bir azınlığa değil, yaşamayı ve merak etmeyi unutmamış herkese tanıtmanın bir yolunu bulabilirler mi? Herkese bilim ve sanat erişilmez bir amaç, gerçekleşemez bir düş müdür? Işıkla toplum arasında yükselen duvarlar, bilginin ve güzelliklerin herkese ulaşmasına asla izin vermez mi?

Ayfer Tunç, 1 Mart 2018'de Cumhuriyet Kitap kapağında "Huzursuzluk çağını yaşıyoruz", "Her türlü kolaylığı ve pek emek vermeden her şeyi elde edebileceğimizi vazeden, bu yolla insan zihnini hızla aşındıran bu çağ kavramları da törpülüyor" dediğinde; sesini kaç kişi duyar?

....


Metin Celal "Çevirinin politikası olursa" başlıklı yazısında, "Yayıncılarımız çeviri eserlere nasıl yöneldi?", "Okurun klasikleri sürekli ve çok okumasının nedeni nedir?" gibi soruların kendisini hep meşgul ettiğini söylemiş. "Prof. Dr. Şehnaz Tahir Gürçağlar, Türkiye’de Çevirinin Politikası ve Poetikası’nda (Ocak 2018, çev. Tansel Demirel, Türkiye İş Bankası Kültür Yay.) bu soruların bir çoğunun cevaplarını veriyor" demiş.

Yaşam karmaşıklaştıkça, toplumsal dağılımlar bozuldukça, duvarlar yükselip uçurumlar derinleştikçe, insanlar iletişim mucizesiyle sürekli veri aldığı halde bilgiye ulaşamayarak ezildikçe; dinlemek ve konuşmak, okumak ve yazmak kolaylaşacak yerde zorlaşıyor mu acaba? Zengin daha zengin, bilgili daha bilgili, akıllı daha akıllı olurken; yoksul daha yoksul, cahil daha cahil, aptal daha aptal mı oluyor acaba? Teknoloji bizi ışıkta buluşturacak yerde sonsuz bir karanlık ve aydınlık ikileminin içine mi gömüyor?

Hiç değilse bilimin ve sanatın daha iyi kurallarla yönetilmesini sağlayabilir miyiz? Kitap evreninin, bu evrenin vereceği ışıkların amacı dünyanın daha güzel olması değilse; başka ne olabilir?


Cumhuriyet Teknoloji, http://www.cumhuriyet.com.tr/bolum/11/teknoloji.html

Cumhuriyet-Bilim-ve-Teknoloji-Dergisi, http://tr-tr.facebook.com/Cumhuriyet-Bilim-ve-Teknoloji-Dergisi-1491216571117068/

Herkese Bilim Teknolojihttp://www.facebook.com/herkesebilimteknoloji/?hc_ref=ARR70m1ksdNEdDoxNing18El3-aTn7eNxyF6zFyXG2HY2gwLA0Jq9J0_O0WwS8JU4M8

Keşifleri kadınlar yaptı, ödülleri erkekler kaptı,
http://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/kesifleri-kadinlar-yapti-odulleri-erkekler-kapti, 8 Mart 2018

Cumhuriyet Kitap Eki, http://www.cumhuriyet.com.tr/haberkaynagi/252/Cumhuriyet_Kitap_Eki.html

Eray Ak, Ayfer Tunç'un yeni romanı, http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/kitap/938145/Ayfer_Tunc_un_yeni_romani.html

Metin Celal, Çevirinin politikası olursa, http://okudugumkitaplar.blogspot.com.tr/2018/02/cevirinin-politikas-olursa.html

16 Aralık 2017 Cumartesi

Adalet Çavdar'ın Kitapları, Kedisi ve Bisikleti


21. yüzyılın kitaplara dost iki insanı olarak Adalet Çavdar'la aramızda kuşkusuz pek çok ortak nokta olabilir ama ben onun için yazmayı bisiklet hakkında yazdıklarını gördükten sonra düşündüm. Kuşkusuz ayrıldığımız konular da hiç az değildir, hatta iletişim çağımızın gittikçe hızlanan ve karmaşıklaşan dünyasındaki herhangi iki insan gibi bizim de farklılıklarımızın geçen her saniyede ve yaşadığımız her anda sürekli arttığı, bu yüzden yakınlıklarımızda bile uzaklaştığımız söylenebilir. Birbirimizi ışık hızıyla görüyor ve duyuyor, birbirimize sözcüklerle dokunabiliyoruz. Peki kendimizi ve birbirimizi anlamak, doğayı dinlemek için ne kadar zaman bulabiliyoruz? Yaşamlarımızın çizgileri ayrılıyor, asla buluşmayacak bir yalnızlığa uzaklaşıyor.

Kitaplar ve bisiklet evrenin, uzayın ve zamanın, enerjinin ve maddenin, yaşamın ve ölümün farklı noktalarında olan iki kişinin öykülerinin bir an için kesiştiği bir nokta olabilir mi?

Bir insan evrende bir nokta mıdır? Adalet Çavdar'ın listelediği (1) ve hakkında yazdığı kitaplar, hiç değilse on kişiye gerçekten ulaşır mı? O on kişi buldukları güzellikleri, yaşamlarındaki en değerli on kişiyle paylaşırlar mı? Böylece kitaplardaki ışık dalga dalga insanlara, tüm evrene yayılabilir mi?

Adalet Çavdar listesinde Frederic Gros'un "Yürümenin Felsefesi" kitabına yer vermiş. Yürümenin yaşamlarımızdaki anlamı da aramızdaki bir ortaklık olabilir mi?

....


Adalet Çavdar'ı okuduğu ve tanıttığı kitaplarla tanıdım. "Işıktan Düşen Notlar" içindeki bir "Kitaplar, Fuarlar, İnsanlar" listesinde (2) Adalet Çavdar'ın yazılarından söz etmişim.



 Ayşe Kulin'in "Kanadı Kırık Kuşlar" kitabı için yazdıkları (3) ve Yekta Kopan'la "Sakın Oraya Gitme" vesilesiyle "Birbirimizi nefesle beslemeliyiz" (4) söyleşisi.



 Adalet Çavdar kimdir? Günümüzde hiç tanımadığınız bir insan hakkında bilgi edinmenin sonsuz yolu var. Küçük bir arama, İngilizce bir özgeçmiş getirdi. (5) Adalet Çavdar 1988'de Iğdır'da doğmuş. Temel eğitimini ve liseyi Ankara'da tamamlamış. Sonra İstanbul'a taşınmış ve üniversiteye başlamış. Bu özgeçmiş yazıldığı sırada öğrenciliği sürüyormuş. Tiyatroya, edebiyata ve müziğe ilgi duyuyormuş. Bir günlüğü de varmış.




"Blog" karşılığı olarak artık günlük kullanılabilir mi? Ya da geçmişin kilitli defterlerine el yazısıyla yazılan çocukluk, gençlik ve yaşlılık anılarından ayırmak için; güncelliği daha çok çağrıştıran "günce" sözcüğünün yalnızca İnternet'teki kişisel kayıt yazıları için kullanılması önerilebilir mi? Günce ya da web güncesi denince, artık yalnızca blog anlaşılabilir mi? Günce denildiğinde  blog, "Adalet Çavdar'ın güncesine artık erişilemiyor"dendiğinde bu blogdaki bilgilerin artık sonsuza dek yeniden okunamayacağı  anlaşılabilir mi? Bir güncenin İnternet dünyasından silinmesi, bir günlüğün birdenbire ortadan kaybolması ya da yanmasıyla aynı etkiyi yapabilir mi?

Adalet Çavdar'ın güncesine artık erişilemiyormuş. Yazarlar "adaletcavdar.wordpress.com" sitesini silmişler. Yazarların tüm yazdıkları, bir anda hiç yazılmamış olabilir mi?

....


İnternet siteleri de geceleri gökyüzüne bakınca gördüğümüz yıldızlar gibi. Kent yaşamının evrene yaydığı ışık gürültüsünden uzaklaştıkça yıldızların daha kolay görülebilmesi gibi, yazılıp paylaşılanların anlık kalabalığından kurtulmanın yolları bulundukça da bazı siteler ışıldıyor. Adalet Çavdar'ın yazdıkları da, kitaplarla ve yazılarla yapılabilecek yolculuklar için yeni yollar gösteriyor.

Okuduklarımız yaşamayı bir sanata dönüştürmemize, ustaca yaşamamıza katkı sağlayabilir mi? Adalet Çavdar, sanatın dolu dolu yaşanmasını isteyen bir sitede iki yazı yazmış. "Kavga Ederseniz Hayata Daha Sıkı Tutunuyorsunuz" ile Sezgin Kaymaz'ın, "Bir Merakın Peşinde" ile Haruki Murakami’nin kitabından söz etmiş. (6)

"Yirminci kitap yılında on beşinci kitabını yazan Sezgin Kaymaz’ın yeni romanı Farfara, April Yayınları’ndan çıktı. Farfara’da, Lucky’nin enikleriyle ortalığı karıştırıp sonra insanları bir araya getiriyor Sezgin Kaymaz. Küçük ve kaderi elinde sandığımız hayvanların aslında bizim kaderimizi belirlediklerini anlatıyor."


"Haruki Murakami’nin macera ve gizem dolu, büyükler için yazılmış masal tadındaki öyküsü Tuhaf Kütüphane üzerine bir inceleme..."



Adalet Çavdar, bir ara Kalem Ajansı'nı ziyaret etmiş. (7)

"Bugün ofisimizde Adalet Çavdar'ı ağırladık. Pek neşeli bir konuşmaydı, o kadar çok konuştuk ki bir sonraki yılbaşı planımızı bile yaptık! :)) @adalet_cavdar @mollaoglunermin #adalet çavdar" Kalem AjansTwitter: @kalemagency






....




Seçil Epik, “Vitrinde Edebiyat” dosyası kapsamında, "Kitabı vitrine taşımak" başlığıyla edebiyat yayınlarında "kitap tanıtım" yazısı yazanlara sorular yöneltmiş. Elif Tanrıyar, Adalet Çavdar, Emek Erez, Ali Bulunmaz, Özge Uysal ve Ece Karaağaç ile konuşmuş. Ayda kaç kitap okuduklarını, neden ve kimin için yazdıklarını, eleştiri ile tanıtım yazısı arasında nasıl farklar gördüklerini sormuş. (8)

Nerelerde ve ne kadar süredir yazdıkları sorusunu cevaplarken Elif Tanrıyar gazetecilik mesleğine 1995 yılında başladığını, 2005 yılında Milliyet Kitap Eki’ne yazmasıyla birlikte edebiyat konusunda yoğunlaştığını söylemiş. Diğer yazarlar çeşitli ortamlarda üç ile on yıl arası sürelerde ve çeşitli yayınlarda yazdıklarını belirtmişler.  Duvar Kitap ve Edebiyat Haber, SabitFikir, Cumhuriyet Kitap, Radikal Kitap ve Peyniraltı Edebiyatı adları geçmiş.

Adalet Çavdar'ın sorulara verdiği yanıtlardan bazıları şöyle:

"Yaklaşık beş yıldır neredeyse 10 ayrı yere kitap, tiyatro tanıtım yazıları ve röportajlar yapıyorum."

"Birkaç unsur var. Benim ilgimi çeken bir konuyu yeni bir biçimde anlatıyor olması, kitabın özellikle bir şekilde duyulmasını istemem. Bir de tabii benim haricimde gelişen durumlar, yazdığım yayınların talep ettiği yazılar ya da yayınevlerinin hakkında yazar mısınız diye rica ettiği ve yazmaya değer gördüğüm kitaplar..." ("Bir kitapla ilgili yazı yazmanızı etkileyen unsurlar neler?")

"Bizim tanıtım yazısı hızlı ve kısa yazılan bir metin. Kitap ve yazar hakkında basın bülteni ve yayınevinin sunduğu tanıtım yazısından bağımsız olarak bilgi vermek için yazıyoruz. Eleştiri ise çok daha farklı bir alan. Yazanın donanımı eleştiri yazımı konusunda oldukça önemli. İyi bir okur olmanın yanı sıra iyi bir hafıza ve yorumlama, kıyaslama gücü de gerektirir eleştiri yazısı yazmak. Her yazılan tanıtımdan daha uzun metinlere eleştiri dememek gerekir. Ayrıca eleştiri metninin temelleri, dayanakları olmalı. Bir olmazı anlatırken nedenini niçinini kötülemeden anlatmaya çaba göstermeli. Tanıtım metinleri sadece bir göz aşinalığı sağlıyor okura ve yazarın biraz daha sosyal medya da görünmesini sağlıyor o kadar." (Kitap tanıtım yazısıyla eleştiri yazısını sizce birbirinden ayıran nedir?")

....


Adalet Çavdar'ın yazdıklarına bakarken, nasıl bir bağlantıyla yöneldiğimi hatırlamıyorum, bir yazıyla karşılaştım. Hasan Turgut “ 'Bir Fotoğrafın Arabı:' Barış Bıçakçı" başlığı altında yazmış. Bir de fotoğraf kullanılmış. (9)

"Bir gizlilik tabakası kaplamıştır Barış Bıçakçı’nın yazarlık konumunu. Her şeyin mutlak bir görünür olma hâliyle damgalandığı bir dönemde bu tabakanın varlığı hiç şüphesiz bir imtiyaz kaynağıdır. Bıçakçı ismi etrafında oluşan çeşitli mitlerin imtiyazın sert duvarında gedikler açma amacı taşıdığı söylenebilir; ancak bunun istenilen sonucu ortaya çıkarmadığı da biliniyor. Edebî ontolojisini kamusal alandan sakınarak sürdüren bir yazar olarak Bıçakçı, sadece metinleri kanalıyla bir söyleşim sistemi kurmayı seçmiş gibidir. Bu tercih giderek yazınsal özgürlüğün yazar dışı çerçevelerle kuşatılması sonucunu getirse de, metne bir tür gizem zerk eder."  

"Walter Benjamin’e göre, deneyim hiçbir zaman stratejik deneyimin siper savaşı, iktisadî deneyimin enflasyon, bedensel deneyimin mekanik savaş, ahlakî deneyimin iktidar sahipleri tarafından boşa çıkarıldığı bu dönemdeki kadar yalanlanmamıştı. Bıçakçı’ya teknoloji tarafından tasallut altına alınmış olan gündelik hayatın herhangi bir mecrasında bir söz üreticisi olarak rastlanılamaması deneyime yüklediği niteliksel değerle yakından ilişkilidir. Okurlar yalnızca kitapları kanalıyla iletişime geçmeyi öneren bir yazınsal varoluşla karşı karşıyadır. Ancak bu öneri dijital tahakküm biçimlerinin hemen her şeyi özdeş ve mekânsal açıdan eşit kılan koşullarında geldiği için teklifin sahibine negatif bir bakış atfeder."

Gördüklerim iki küçük söz, bir soru ve bir yorum getirdi.

Bu yazı elbette ki güzel bir yazı. Düşünen, araştıran, öğrenmek, bilmek isteyen kişilerin izlerini yansıtıyor. Ama Brecht'in söylediği gibi, şöyle ışıkla donatabiliyor mu her yanı? Yoksa sözcüklerin arkasına mı saklıyor gerçeği? Karanlığın yansımalarından kurtulamadan, yalnızca karmaşık bir umutsuzluğu mu yansıtıyor? Bir yaşama sevinci verebiliyor mu, yalnızca ölümü mü anlatıyor? Yoksa "Benim sözüm bilgi ve düşünce üzerinedir, yaşamak senin işindir, kendi ışığını kendin bulmalısın" mı diyor?

Hasan Turgut'un yazısında kullandığı bu fotoğraf çok yalın bir fotoğraf. Yağmurlu bir günde bir pencerenin yanına giden ve elinde bir ışık kayıt aracı olan herkes kendi gördüğünü ölümsüzleştirebilir, buna benzer bir fotoğraf çekebilir. Bu fotoğraf çok karmaşık. Çünkü gerçek silinmiş ve yine orada duruyor. Binalar yoklar ama içlerinde insanlar yaşıyor. Çözümlemesi en zor olanı da su damlaları. Her biri farklı biçimde, boyutta ve tonda. Işığın yansıması hiçbirinde aynı değil. Çözümlemesi en zor olanı, bir büyük iki en küçük atomdan oluşan su molekülü. Çünkü su yaşamdır ve yaşam tümüyle çözümlenebildiği anda yalnızca karanlık ve sessizlik, yalnızca ölüm vardır.

Kitaplar ve kitaplar üzerine yazılanlar yaşamla buluşabiliyor, ona ışık katabiliyor mu? "Sınırlı bir kitleye yazıyoruz ve genelde birbirimizin kitaplarını/ yazılarını okuyoruz, yazıyoruz" diyen Adalet Çavdar'ın yazdıkları daha geniş bir çevreye, sınırların dışına taşan bir çeşitliliğe nasıl ulaşır?

....


Işıldayan sitelerin pırıltılarını görüp anlayanlar onları duyurup yaygınlaştırmanın, koruyup geliştirmenin yeni yollarını bulabilirler mi? Ortak bir akıl geliştirebilirler mi? Işık hızında iletişim kurabilmek, yalnızca anlık verilerin daha çok kişiye daha hızlı ulaşmasını sağlamakla kalmayıp, nitelikli yeni bilgiler oluşmasına ve bunların yaygınlaşmasına da katkıda bulunabilir mi? Birbirini anlayan ve hisseden insanlar, birlikte çalışmanın yeni yollarını bulabilirler mi? "Sanat Dünyası" (10), evrende ışık halkalarıyla büyüyebilecek yeni izlere açılan bir kapı olabilir mi?

"Çıkarlarda değil ilkelerde buluşmanın, öne geçmenin değil paylaşıp birlikte gelişmenin bir yolunu bulabilir, bilimin ve sanatın farkını görebilir, gösterebilir, duyurabilir miyiz?" (11)

....


Adalet Çavdar'ın olmayan bisikletini de bir kitap tanıtım yazısında gördüm. Benimse yalnızca çok küçükken, üç tekerlekli bir bisikletim olmuştu. Bu yüzden bisikletin belki de en büyük değeri olan sessiz özgürlüğü, doğayı sesin ve maddenin çığlıklarıyla kirletmeden daha çok yere daha çabuk gidebilme ve bunu paylaşabilme mutluluğunu yaşayamamıştım.

Adalet Çavdar "Benim hiç bisikletim olmadı" demiş. (12) Sinan Cömert'in "Bin Tanrılı Ülkeye Bisikletle Yolculuk" kitabını tanıtmış. Sinan Cömert, "‘Hayatta dokunduğum şeyleri bir şekilde anlatabilmekti tek derdim" diyormuş, "içinde bisiklet, gezi, doğa, mitoloji ve tarih olan bir kitabı okurla buluştururken satırlar arasında gezinenleri harekete geçirmeyi" istiyormuş.

Şöyleymiş Adalet Çavdar'ın olmayan bisikletiyle yaptığı yolculuğun öyküsü:

"Size garip gelebilir ama benim gerçekten hiç bisikletim olmadı. Bunu yazmamın nedeni hikâyenin trajikliği değil, gerçekten öyle. Biz üç kız kardeş bisiklete binmeyi hiç öğrenmedik, neden bilmem öğrenmek için de hiç çaba sarf etmedik ama yolda olmanın, yolculuk yapmanın her hâlini her daim sevdik."

....


Adalet Çavdar'ın yaşamına bir de muhallebici kedisi girmiş. (13) Bu yeni sayfasındaki "Başlangıç" tıklandığında, eski sayfasının sonu yeniden geliyor, artık olmadığı bildiriliyor.


Oysa biz, "Yazıyoruz, o halde varız. Okumuyoruz, o halde yokuz."

Basılı kitaplara dokunabiliyoruz, elimizle tutabiliyoruz, zamanla değiştiklerini ve yıprandıklarını görebiliyoruz, var olduklarını biliyoruz.

Elektronik kitaplar da gerçekten var mı?


1. Adalet Çavdar’ın önerisiyle beğenerek okuyacağınız 10 kitaplık bir seçki, http://kitapeki.com/adalet-cavdarin-onerisiyle-begenerek-okuyacaginiz-10-kitaplik-bir-secki/, 11 Kasım 2017
2. Mehmet Arat; Kitaplar, Fuarlar, İnsanlar; http://mehmetarat.blogspot.com.tr/2016/12/kitaplar-fuarlar-insanlar.html, 3 Aralık 2016 Cumartesi
3. Adalet Çavdar, Ah o tedirgin hayat yok mu, http://kitap.radikal.com.tr/makale/haber/ah-o-tedirgin-hayat-yok-mu-434830, 11.11.2016
4. Adalet Çavdar, Birbirimizi nefesle beslemeliyiz, http://kitap.radikal.com.tr/makale/haber/birbirimizi-nefesle-beslemek-zorundayiz-434817, 04.11.2016
5. Adalet Çavdar, http://www.sahi.com.tr/en/b/yazar/adalet-cavdar/
6. Adalet Çavdar, http://www.artfulliving.com.tr/yazar/adalet-cavdar-u-10162
7. Instagram photo by kalemagency, www.lakako.com/post/BPM_t01hwhf
8. Seçil Epik, Kitabı vitrine taşımak, t24.com.tr/k24/yazi/kitap-yazisi-sorusturma,1429
9. Hasan Turgut, “Bir Fotoğrafın Arabı:” Barış Bıçakçı, http://t24.com.tr/k24/yazi/baris-bicakci,1427
10. Sanat Dünyası, http://www.facebook.com/groups/232028053547873/
11. Ortak İletişim Grubu: Sanat Dünyası, http://gelendunya.blogspot.com.tr/2017/08/grup-listesi.html
12. Adalet Çavdar, Sinan Cömert'ten 'Bin Tanrılı Ülkeye Bisikletle Yolculuk', http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/kitap/877919/Sinan_Comert_ten__Bin_Tanrili_Ulkeye_Bisikletle_Yolculuk_.html, 01.12.2017
13. Adalet Çavdar, http://muhallebicikedisi.wordpress.com/

2 Nisan 2016 Cumartesi

Radikal Bir Gelecek Önerisi


İki yıldan az bir süre önce "Bize ayrılan kağıdın sonuna geldik" diyen Radikal, artık ekran serüvenini de bitirmiş.Şimdi tarih kadar uzak görünen çok eski zamanlarda, belleğime güvenemem ama Vikipedi 1996 yılında basılı olarak yayına başladığını yazıyor, Radikal gazetesi çıkarken bu adı duyduğumda, ne yalan söyleyeyim, yadırgamıştım. Radikalleşmeyi çağrıştırmıştı bu ad bana, sıradan insanların, ezici çoğunluğun güncel sorunlarından uzaklaşmayı. Sözlükte "radikalleşmek" için verilen "uzlaşmazlığı artmak, sertleşmek, köktenci olmak" tanımı, aslında pek de haksız olmadığımı düşündürüyor.

Toplumların tarihine göre çok kısa sayılabilecek bir zaman dilimi içerisinde, böyle inanılmaz gelişmeler, olaylar, değişimler yaşanacağını, normalliğin mumla aranacak hale geleceğini, olması gerekeni savunmanın, normalliğin geçmişte akla gelebilecek en radikal çıkışlardan bile daha fazla tepki çekebileceğini nereden bilebilirdim?

....


21 Haziran 2014'te Radikal "Dijital alemdeyiz" diye duyurmuştu basılı yayınına son verdiğini. Daha öncesinde önemli gelişmeler yaşanmıştı.2013'te gökyüzündeki buluların arasından güçlü bir ışık gibi parlayan bir barış süreci başlamıştı. Sonra nedense Taksim'siz Bir Mayıs yaşanması için bir baskı süreci. Ardından Taksim'deki bir parkın toprağa ve yaşama sarılmanın, ayağa kalkmanın simgesi olduğu gelişmelerle bir Gezi Yılı. 2014'te, Murphy yasalarının ne kadar geçerli olduğunu bilemediğimiz bir seçim süreciyle Türkiye'nin yeni cumhurbaşkanı belirlenmişti. Bugün yaşadıklarımıza uzanan gelişmeler, 7 Haziran 2015 seçimleri sonrasında yaşananlarsa, ne yazık  ki, büyük acılar, ölüm ve gözyaşları getirmiş, gerçeği katletmişti.

....


Artık Radikal'in İnternet yayını da sonlandırılmış. Şu anda sitede bulunan görüntüler yüklenmiş son haberler olarak kalacak.


Teknik açıdan İnternet üzerindeki bir bilgi kolay yok olmaz. Aranıp sorulmasa da orada kalır. Taşıdığı bilgiyi aktarmayı sürdürür. Ancak yönetsel açıdan aynı güvenilirlik söz konusu değildir. Kendisini yetkili görenlerin iki dudağının arasından çıkan sözler milyonlarca kitaplık bilgiyi bir anda silebilir.

....


Radikal'in basılı yaşamı sona erdiğinde kitap eki sürmüştü.


Edebiyat dünyasından adların evlere girebilmesi gerçekten çok güzel ve önemli.


Şimdilik yeni okuyuculara çok açılamasalar bile, günlük gazetelerle dağıtılan kitap ekleri sürmeli.



Çocukların geleceği için insanlara öykülerini anlatmalı.


  
 
 
 
 
 

 

 
 
  
 
 
 
 

Radikal gazetesi İnternet'te yayımlanırken kitap eki basılı yayımını sürdürüyordu. Dün Radikal Kitap'ın 1 Nisan 2016 tarihli 785. sayısı çıkmış.



Erdal Öz'ün resmi kapakta. Altında "Bugün dün gibiymiş" yazıyor.

....

Yaşadığımız günlerin zorluklarının, bu sertliğin, öfkenin, nefretin, gerilimin normal olduğu söylenebilir mi?

....

Türkiye'de bugün için en tepedekinin kim olduğunu tahmin etmek pek de zor değil. Diptekilerinse on milyonlarca kişi olduğu söylenebilir. Ne yazık ki birbirini anlamanın, birleşmenin, hep birlikte gelişmenin ve kalkınmanın önünü açmak, kardeşçe ve mutlu yaşamak pek de yakın hedefler olarak benimsenmişe benzemiyor. Konuşmak yerini kavga etmeye bırakmış, tartışmak çatışmaya, eleştirmek dövmeye, korumak ezmaye, barışta birleşmek savaş kışkırtıcılığına, sevmek nefret etmeye.
Bu yüzden bu olağanüstü koşullarda, en alttakinden en üsttekine kadar, bu toprakları paylaşmaya ve birlikte yaşamaktan gurur duymaya çalıştığım tüm güzel dostlarımdan gelecek için basit bir isteğim var. Radikal bir gelecek önerisi:

"Normalleşin!"