Eray Ak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Eray Ak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Haziran 2018 Pazar

Şiir, Telif, Makas


Şiir Erkök Yılmaz "Kalemden Çok Makas Kullanırım" derken ne söylemek istemiş olabilir?

Alberto Manguel ne zaman "Yabancı Bir Ülkeden Haber Geldi" demiştir?

Robert Schild 21.yüzyılda "Ölümünün 70. Yılında" Hans Fallada hakkında ne anlatmış olabilir?

Kitaplar insanlarla buluşabilir mi?

....

Eray Ak, Şiir Erkök Yılmaz ile "Aile İçi Muhabbet" kitabını ve kırk yıllık edebiyat yolculuğunu konuşmuş.

Ali Bulunmaz, Alberto Manguel'den "Yabancı Bir Ülkeden Haber Geldi" ile Fransa, Arjantin, Cezayir ve Kanada dörtgeninde geçen bir öyküden söz etmiş.

Robert Schild, telif kısıtlaması 2018'de kalkan Hans Fallada'yı anlatmış.

....

2018'de ilk kez yayımlanan kitapların telif hakları da yetmiş yıl sonra mı kalkacaktır? O gün geldiğinde bugünkü kitapları okumak ve yayımlamak isteyen birileri olacak mıdır?

Sanat, sonsuzluk mudur? Sonsuzluk kaç yıldır?

3 Haziran 2018 Pazar

Eleştiri, Özeleştiri, Mutsuzluk


Pınar Selek niçin "Bu dünya bizi mutsuzluğa alıştırmak istiyor" demiş olabilir?

"Cümbüşçü Karıncalar" evrenle yuvaları arasındaki engelleri nasıl aşarlar, türlerinin geleceğine nasıl ulaşırlar?

Ayşegül Tözeren "Edebiyatta Eleştirinin Özeleştirisi"ni yaparken, kendi yanlışlarını da görebilmiş midir?

Walter Benjamin ve Gershom G. Scholem'in 1932-1940 arasındaki mektuplaşmalarını insanlık kime borçludur? Bu mektupların var olabilmesi insanlık için bir kazanç mıdır, asla affedilemeyecek bir kayıp mı?

Bu hızlı ve gittikçe hızlanan, bu kötü ve gittikçe kötüleşen dünyada; Bedirhan Toprak'ın şiirleri bir Duino'da kimlerle buluşabilir?

Murtaza'nın Mazlum Vesek'in anlattığı kardeşleri bekçiler midir, halklar mı?

Dört paragrafta okurlara seslenerek Eray Ak'ın, Sevim Gezgin'in, Ali Bulunmaz'ın  ve Reyyan Bayar'ın yazılarından söz eden Turhan Günay'ın okurlara seslenemeyip köşesini başka yazarlara bırakmak zorunda kaldığı yılların sorumlusu kendisi midir, başkaları mı, kendini düzeltmeyi bir türlü beceremeyen sistemler mi? Yazamadığı yazılar Türkiye için bir kazanç mıdır, asla affedilemeyecek bir kayıp mı?

Semih Poroy'un koyu ve karanlık bir günle gecenin arasında, fırtınalarla çalkalanan bir denizin üzerindeki yağmurlu bir gökyüzünde sıkışmış küçük ve ürkek barış güvercini; bir teknenin üzerindeki kulübeden mi havalanmıştır? Yuvasından dünyaya mı, geçmişten geleceğe mi, yalnızlıktan evrenin sonsuzluğuna mı uçmak istemektedir?

ELEŞTİRİDEN ÇOK ÖZELEŞTİRİ

Celal Üster," 'Muzır' bir özgürlük alanı" başlıklı yazısında Semih Poroy’un gerçek boyutlarıyla ve renkli olarak albümleşen ‘FEKLAVYE’sini yazmış.

"Poroy’un FEKLAVYE’si, yazarların, yayıncıların, çevirmenlerin, dahası okurların dünyasında karşımıza dikilen düşkünlükleri, yapaylıkları, incelikli, duyarlıklı, içten, ama bir o kadar da çarpıcı, keskin bir yergiyle açığa çıkartırken kanımca, entelektüel ortamın eleştirisinden çok, çoklarının kaçındığı özeleştirisini üstleniyor" demiş.

....

Metin Celal'in ve Necmiye Alpay'ın "Dil Meseleleri" ile, Julio Cortazar'ın "Sınav" kitapları arasında bir ilişki olabilir mi?

Aklın sınırsızlığı mı, evrenin ve yaşamın sınırları mı M. Sadık Aslankara ve Mehmet Zaman Saçlıoğlu'nu "Bilimsel Ütopya" kavramına götürmüştür?

Yaşam bittiğinde yaşananlar ve yapılanlar, düşünceler ve yazılanlar, görülenler ve çizilenler nereye gider?

6 Mayıs 2018 Pazar

21.Yüzyılın Görmeme Biçimleri


John Berger'in Görme Biçimleri'ni 1986 Nisan'ından sonraki herhangi bir zamanda okuduğumda, günün birinde Sanatlog için Görmeme Biçimleri  başlıklı bir yazı yazacağım aklıma gelebilir miydi?

Günün birinde kitaplara ve kitap eklerine, en iyi en kötü en insancıl en ölümcül en güzel en korkunç düşüncelere ışık hızıyla ulaşılabileceği.

Günün birinde ikili ışık zincirlerinden söz edeceğim.

Aklıma gelir miydi?

Işığın insanlığı aydınlığa ya da karanlığa götürebileceği.

Aklıma gelir miydi?

....

YETMİŞ YIL ÖNCESİNDEN BAŞLAYARAK GELEN BİR EDEBİYAT MİRASI

Cumhuriyet Kitap'ta Eray Ak , "Bir edebiyat mirası" başlıklı yazısında, Behçet Necatigil ve Kâmuran Şıpal'in 1948-1972 arasında birbirlerine yazdığı otuz iki mektubu bir araya getiren, Serenad Demirhan'ın yayına hazırladığı, Murat Yaşçın'ın editörlüğünü yaptığı kitaptan söz etmiş.

"Dar Bir Çember İçinde" , "her yönüyle bir edebiyat mirası" demiş.

Geride mirasların değerini bilecek kuşaklar bırakmak, kimin sorumluluğundadır?

....

ŞİDDETİN FİLOZOFLARI

Selçuk Altun , "181-KİTAP İÇİN" bölümüne "Nuray Hafiftaş için" diyerek başlamış. "Kendime filozof tuttum şiddeti" başlığı altında 4476 ile 4500 arasındaki notlarını yazmış. 4487'de "Rahibinden Satılık Kilise" alıntıları yapmış. Dediğine göre k.İskender, "Kendime filozof tuttum şiddeti" demiş.

Notlarının yanında bir de ardıç ağacı varmış. Ardıç ağaçlarının mı kuşlarının mı, yoksa insanın mı öyküsünü daha iyi biliyorsunuz?

Metin Celal'e sormak ister misiniz?

....

SEKE SEKE GELİP GİTMEK

Metin Celal'in aktardığına göre "Seke Seke Ben Geldim" diyerek iki "Sekmeler" kitabı yazan M. Kayahan Özgül , kısa yazmanın sırrını henüz keşfedememiş. Ama Metin Celal bu kitapları "keyif, merakla ve hızla" okumuş.

Özgül'ün yazar olarak Metin Celal'in en çok dikkatini çeken yönlerinden biri, "hiçbir bilgiyi bizzat başka kaynaklardan kontrol etmeden paylaşmamaya çalışması" imiş.

Henüz yapılmadıysa, İnternet'te yanlış bilgilerle yapılan paylaşımlar için akademik bir çalışma gerçekleştirilebilir. Yazarlara yakıştırılan sözler ve şiirlerle yapılan paylaşımlar içinde Can Yücel, ilk sıralardan birini alabilir. Bu arada, Can Yücel'in de "Seke Seke" adlı bir şiiri varmış.

Gerçekten var mıymış? Ben bu şiiri sesli okuyamam. Bu dünyaya hiç benzemeyen, aşırı arınmış bir evrende yaşıyorum. Galiba seke seke gelip gideceğim.

....

YAŞAMA BİÇİMLERİ

John Berger'in görme biçimleri üzerine geliştirdiği öyküler, yaşamdan ve sanattan "Portreler" ile
sürmüş. Ali Bulunmaz , Tom Overton'un yayına hazırladığı ve Beril Eyüboğlu'nun çevirdiği kitap hakkında yazmış.

"Portreler'de merak eden, öğrenmeye çalışan, yorumlayan, kendisinin eğitimine katkıda bulunan sanatçılar ve
anlamaya uğraştığı eserler üzerine kalem oynatan Berger'la yüzleşiyoruz" demiş.

Kaç kişi "Görmeme Biçimleri" ve "Görme Biçimleri" arasındaki farkı merak ederse, evreni gözlerimizin aptallığıyla değil, aklımızın yüceliğiyle görebiliriz?

....

21. yüzyılda evrenin sonsuzluğuna ve merkezine bakabilirken, burnumuzun ucunu göremememiz normal midir?

Sadık Aslankara, Selim İleri'nin bir öyküsünden yola çıkan bir kitapla ilgili yazmış. Fatih Altuğ "Kapalı İktisat" metninde, Selim İleri’nin ilk olarak 1980’de yayımlanan Bir Denizin Etekleri kitabının içinde yer alan metni “sözlük” olarak okumuş.

Kapalı ekonomilerden açık öykülerin sonsuzluğuna geçilebilir mi?


24 Mart 2018 Cumartesi

Dergiler, Yaşam ve Ölüm


İki temel anla başlar ve biter canlıların bu dünyadaki yolculuğu. Işıkla ilk ve karanlıkla son kez tanıştıkları anlarda.

İki ana yoldan gider canlıların bu dünyadaki yolculuğu. Yaşamın ve ölümün yollarından.

Kitaplar evrenin yolculuğunun neresindedirler? Dergiler neresinde? Gelecek "ne yana düşer usta"?

....



Notos Kitap Yayınevi, bir takımadaymış. Onların anayurduymuş. Bir dizi adadan oluşuyormuş. Takımadanın sekiz yıllık bir tarihi varmış. Şimdi sekizinci yılın içindeymişler.

"Şimdi" ne zamandır? Yukarıdaki cümleyi yazmaya başladığım an mı, yoksa bu sorunun sonundaki işareti koyduğum an mı? Yoksa birilerinin bu satırları yazmaya veya okumaya başladığı ya da bitirdiği an mı? Şimdi ne zamandır?


Notos Kitap Yayınevi, "kendi olanaklarıyla kendini var etmeye çalışan bir yayınevi" olarak tanımlanmış. Yaptıkları şöyle açıklanmış:

"Ama küllerinden de doğmuyor. Altı yıl içinde her zaman bağımsız, sivil, dik duruşunu korumaya, kendini butik bir yayınevi olarak tasarlamaya çalıştı."


Kuruluş günü, 1 Ekim 2006 olarak belirtilmiş. Son on iki yılda yaşananlar düşünülürse, Türkiye gibi bir ülkede Notos dergisinin yayınını sürdürebilmesinin değeri daha iyi anlaşılabilir. İnsanların ışıktan ve yaşamdan uzaklaşıp karanlığa ve ölüme yanaştığı koşullarda sanatın önemi daha da artar. Dinlemeyi ve konuşmayı, okumayı ve yazmayı, bakmayı ve görmeyi, anlamayı ve göstermeyi öğretemese bile; onlara giden yollar açar. Evrenin ve doğanın, toplumun ve insanlığın, yaşamın aynası olur.




"Notos Hakkında" verilen bilgilerde Semih Gümüş "Yayın Yönetmeni", Dilek Emir "Genel Koordinatör", Tuğba Eriş Yayın Koordinatorü", Oğuz Tecimen ve Meliha Tila Sadık "Editör", Atilla Erol da Teknik Danışman    olarak belirtilmiş. Dergiyle ve kitaplarla ilgili bilgilere "Yayınlar" başlığı altında "Notos" ve "Kitap" bağlantılarıyla ulaşılabiliyor. Notos Kitap girişinde bir alıntı var: "Romancı, kurmaca ortamı aracılığıyla aklı sınar. Kurmaca, dünyanın yoksun olduğu, dünyanın unutmuş olduğu, elde etmeyi umduğu, belki de hiçbir zaman erişemeyeceği şeyi yaratır."   – Carlos Fuentes, Edebiyata Övgü

Şimdilik gelişmeler beklentilerimize pek uygun olmasa da, 21. yüzyılda yeni bir çağda yaşamakta olduğumuza kuşku yok. Birbirimizi ışık hızıyla bulabiliyor, duyabiliyor ve görebiliyor, ışık hızında konuşabiliyoruz. Sesler ve renkler, sözcüklerle birleşip evrenin sonsuzluğundan gelen izleri anlatıyor. Kendi hızı saatte onlarca kilometreyi geçemeyen insan, ışığın hızının peşine ve ötesine düşüyor.

Umutla girdiğimiz bu ışıklı çağda karşılaştığımız korkunç karanlıklar, dünyaya damgasını vuran aşırı hızın yarattığı bir baş dönmesinin ve beyin duyusu yitiminin sonuçları olabilir mi?

....


Ahmet Ümit "İnsan karanlık bir mahluk" demiş Cumhuriyet Kitap Eki kapağında. Gamze Akdemir "Karanlıkları engelleyebilir mi böyle bir sistem?" diye sormuş. Ahmet Ümit "Hiç kimse bu karanlığa uzak değil, her insanın içinde var" demiş.


Eray Ak bir ülkeyi, bir evi, yüz yıllık bir hesaplaşmayı anlatan Oya Baydar'la konuşmuş.




Metin Celal "Tahir, nasıl Fakir oldu?" diye sormuş.

Asuman Kafaoğlu Büke, Shakespeare'in güzelliği sonsuz kılmak amacıyla yazdığını söylemiş.



Ali Bulunmaz, Samuel Alexander'ın "Yeteri Kadarsa Çoktur" kitabından, Henri David Thoreau'nun yaklaşımından söz etmiş.

Çiğdem Zehra Özcan, Yunan düşünür Costa Douzinas'ın "İnsan Hakları ve İmparatorluk" kitabını tanıtmış.

Sadık Aslankara Notos Kitap'ın kitaplaştırdığı tefrikaları, Cahit Irgat'ın elli yıl önce yayımlanan anı yazılarını konu almış. "Çok Yaşasın Ölüler".


 Mavisel Yener, Miyase Sertbarut'un "Ünsüz Youtuber'ın Günlüğü" adlı kitabını konu alan yazısına "Tüketim algısına eleştirel bir bakış" başlığını atmış.

Semih Poroy FEKLAVYE'de "Bir şiir ömrün ne kadarına değer?" sorusunu sormuş.

İçindeki karanlıkla başa çıkamıyorsa, dışarıdaki karanlığa çözüm olabilir mi insan? Karanlığa gömüldüyse, ışığı bulmanın ve yeniden insan olmanın yollarını bulabilir mi?

"Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür, ve bir orman gibi kardeşçesine" diyebilir mi?

Güzel bir gelecek, kaç ömre değer?

....

İki ana sona gider canlıların bu dünyadaki yolculuğu. Yaşama ve ölüme.

Bir başkasını sevdikçe, onu sımsıkı kucaklayıp korudukça, evrendeki iki noktanın ve iki zamanın buluşmasının ölümü unutturan güzelliğini hissettikçe; yaşam yeni anlamlar kazanır.

Nefret ettikçe, başkalarını hizaya sokmayı tek amaç olarak gördükçe, yalnızca kaçınılmaz sondan kaçmak için o sonu bir an önce bulmaya çalıştıkça; yaşamın ışıkları zayıflar ve ruhların karanlığı büyür. Karanlık ruhların yasaları güzelliklere ve yaşama düşman olur. Kara katiller yaratır. Ölüm, özgürlüğü ve yaşamı boğar.

Siz ölmek için mi, yaşamak için mi yaşıyorsunuz? Yaşamınızda nasıl kitaplar var? Kitaplarınız evrenin neresinde? Karanlığı ve düşmanlığı mı, ışığı ve sevgiyi mi anlatıyorlar?

17 Mart 2018 Cumartesi

Kitap Işıkları


Işık güneşten ve yıldızlardan mı gelir, doğadan ve yaşamdan mı? Evren bunların tümü müdür, hiçbiri midir?

Kitaplar kimin için yazılır? İnsan yoksa kitapları kim okur? İnsan varsa kitaplar onlara nasıl ulaşır? Kitap ekleri hakkında neler söylenebilir?

....


"KitapEki", kendisi hakkında şunları söylemiş:

"Kitapeki, bir kitap eleştirisi ve kitap tanıtımı sitesidir. Daha çok kitap, daha çok fikir ilerleme getirir, karanlığı geriletir! Tartışmadan ve tartışmaya zemin olmaktan korkmaz. Teşvik eder! Her gün yenilenir. Yazıların içeriğinden yazarlar sorumludur."


Ursula Le Guin'in "Dünyanın Kıyısında Dans" kitabının önsözünde “Basılan kitapların fikirlerini hiçbir zaman değiştirmemek gibi bir sıkıntıları var” dediğini aktarmış.

Kitap Eki'nin bir "Kitap Kolektifi" de varmış. Kitap Kolektifi , www.kitapeki.com sitesine bağlı ticari bir etkinlikmiş. Edebiyat ya da çocuk topluluklarından birine abone olunca daha uygun koşullarla kitap alınabiliyormuş:

"Kitap Kolektifi nitelikli seçkileriyle kitapseverlerin okuma alışkanlıklarını geliştirmeyi hedefliyor. 3 ve 6 aylık abonelik seçenekleriyle her ay hazırlanan seçki kapınıza kadar gelsin. Üstelik abonelerimize her ay küçük sürprizlerimiz de olacak."


M. Şeref Özsoy, "Kenan Akansu’nun Dramı", "Edebiyatımızın özgün yazarı: Demirtaş Ceyhun", " Fikret Demirağ’ın imzasıyla Ötme Keklik Ölürüm" gibi başlıklarla "İmzalı Kitaplar" hakkında yazıyormuş.


"Unutulmayacak bir serüvenin sonu; Adam Yayınları" <http://kitapeki.com/unutulmayacak-bir-seruvenin-sonu-adam-yayinlari/> yazısına "Türk yayın hayatına önemli bir katkısı olan Adam Yayınları 1981 yılında kurulmuştu ve geçtiğimiz günlerde (Adam Yayınları logosunu taşımasa da) yayımlanan Bazen Sonsuzluk Sürüp Giderken (Beat Kuşağı Şiiri) kitabı ile tamamen kapandı" diyerek başlamış.

....

Ali Bulunmaz, "'Uzun bir dün' ve Onetti'nin yalanları" başlığı altında "moda olandan kaçan", "yazınsal hırsızlığı kendini geliştirmek için önemli bir eğitim sayan, eleştirmenlerin gözünü boyamak için ve okurlara göre yazmayan Juan Carlos Onetti" ve kitaplarından söz etmiş.

Eray Ak, "İnsan mı, vicdan mı?" başlıklı yazısında İsmail Güzelsoy'un yeni romanı "Hatırla" ile okuru sekiz yüz yıllık bir geçmişe uzanan büyülü bir masala davet etmiş.

Reyhan Bayar sahaflıkta kırkıncı yılına giren Emin Necdet İşli ile "Sahafnâme" adlı kitabının oluşum sürecini ve "kâğıt arkeologluğu" adını verdiği mesleğini konuşmuş.

A. Kadir Paksoy, Aytekin Karaçoban'ın "Neruda: Yaşamı ve Şiirleri" başlıklı kitabıyla ilgili yazısını " 'Gecenin çiçek açmasını istiyorsak' Neruda'ya kulak verelim" diyerek bitirmiş.

Metin Celal, Juan Gabriel Vasquez'in son romanı İtibarlar'dan söz etmiş, "Javier Mallarino yaşayan bir efsane, Kolombiya'nın herkes tarafından saygı gören, en başarılı siyasi karikatüristidir" demiş.

Elif Aktan, Priscilla Mary Işın'ın "Yemeğin Kültürel Tarihi - Avcılıktan Gurmeliğe" kitabında yemeklerin sürprizlerle dolu öykülerini milyon yılları aşan bir süreçle birlikte anlattığını söylemiş.


Devrim E. Alkış'ın ilk romanının adı "Şantiye Gürültüsü", Hasan Akarsu'nun yazısını da başlığı olmuş.

Bâki Asiltürk, Haydar Ergülen'in "Sen Güneş Kokuyorsun Daha!" kitabıyla ilgili yazısına Shelley'den "İçinizde bulamadığınız şiiri başka yerde aramayın" alıntısıyla başlamış.

Mavisel Yener, Sevim Ak'ın "yazarlığının otuzuncu yılında kaleme aldığı 'Ada ve Adam'da, kendini sevgisiz, itilmiş hisseden ve yalnızlaşan bir çocukla birlikte okuru farklı labirentlerde" dolaştırdığı yazısına "Dokuz yaşındaki Ada, tuhaf davranıyor; huyu suyu değişmiş oğlanın" diyerek başlamış.

....

Kitaplar güneşten ve yıldızlardan mı gelir, insanın içindeki aydınlıktan mı? Kitap eklerinde ve tozlu raflarda kaldıkça mı geleceği aydınlatan bir ışık olurlar, sayfalardan ve ekranlarda her yana yayılıp yaşamla buluşabilirlerse mi?






10 Mart 2018 Cumartesi

Kitap Evreni


Evren mi büyüktür, yaşadığımız kent mi? Yoksa yaşamak için terk etmek zorunda kaldığımız memleketlerimiz mi?

Dünya artık küresel bir köy müdür?


Bilgi kitaplarda mıdır, aklımızda mı? Gazetelerde midir, dergilerde mi, televizyonda mı? Bilgisayarlarda mıdır, telefonlardaki uygulamalarla gelen anlık güncellemelerde mi? Kağıdın üzerine sıvanan mürekkeple, ekranlarda parlayan ışıkla yapılan yayınlar aydınlık mı getirir, karanlık mı? Gerçekleri mi söylerler, büyütülen yalanları mı?

Kitapların evreni basılmış ve henüz yok olmamış sayfalar mıdır? Kendileri yakıldığı halde ışıkları başka akıllarda ve kitaplarda yeniden doğmuş kitapların ölümsüz düşünceleri midir? Teknolojik gelişmelerle bugün dünyanın her yanına ışık hızıyla yayılan renkler, sesler ve sözcükler midir? Bunlarda yaşayan güzellikler ve çirkinlikler, yaşam ve ölüm, sevgi ve nefret, hoşgörü ve linç, barış ve savaş, dostluk ve düşmanlık, bağışlama ve öç, aşk ve kin midir?

Sanat ışığın, sesin ve sözün her türlü oyununu kapsar mı? Edebiyat ayrı bir dünya mıdır, yaşama sanatının diğerleriyle eşit bir parçası mıdır? Bilim ve sanat birbirlerinin neresindedirler? İnsanın ve toplumun ilişkisi, sanatın ve bilimin bağlarına benzer mi?

Karanlık koyulaşınca doğumlar ışık getirebilir mi? Ölümden sonra yaşam var mıdır? Peki yaşamdan önce ölüm olmalı mıdır?

....


Kitapların evrenine açılabilmemizi bilim mi sağlamıştır? Matbaa olmasaydı bilgisayar olabilir miydi? Düşünce üretilmese, ışık dünyayı küresel bir köye çevirebilir miydi? Kitap evreni mi büyüktür, bilim evreni mi? Bilginin sonsuzluğunda kaybolmadan kitapların arasında dolaşabilir miyiz? Bilimi ve sanatı bulabilir, onlara ulaşabilir miyiz?


Kitaplar kendilerini dergilere ve kitap eklerine nasıl anlatabilirler? Dergiler ve kitap ekleri kitapları yalnızca ayrıcalıklı bir azınlığa değil, yaşamayı ve merak etmeyi unutmamış herkese tanıtmanın bir yolunu bulabilirler mi? Herkese bilim ve sanat erişilmez bir amaç, gerçekleşemez bir düş müdür? Işıkla toplum arasında yükselen duvarlar, bilginin ve güzelliklerin herkese ulaşmasına asla izin vermez mi?

Ayfer Tunç, 1 Mart 2018'de Cumhuriyet Kitap kapağında "Huzursuzluk çağını yaşıyoruz", "Her türlü kolaylığı ve pek emek vermeden her şeyi elde edebileceğimizi vazeden, bu yolla insan zihnini hızla aşındıran bu çağ kavramları da törpülüyor" dediğinde; sesini kaç kişi duyar?

....


Metin Celal "Çevirinin politikası olursa" başlıklı yazısında, "Yayıncılarımız çeviri eserlere nasıl yöneldi?", "Okurun klasikleri sürekli ve çok okumasının nedeni nedir?" gibi soruların kendisini hep meşgul ettiğini söylemiş. "Prof. Dr. Şehnaz Tahir Gürçağlar, Türkiye’de Çevirinin Politikası ve Poetikası’nda (Ocak 2018, çev. Tansel Demirel, Türkiye İş Bankası Kültür Yay.) bu soruların bir çoğunun cevaplarını veriyor" demiş.

Yaşam karmaşıklaştıkça, toplumsal dağılımlar bozuldukça, duvarlar yükselip uçurumlar derinleştikçe, insanlar iletişim mucizesiyle sürekli veri aldığı halde bilgiye ulaşamayarak ezildikçe; dinlemek ve konuşmak, okumak ve yazmak kolaylaşacak yerde zorlaşıyor mu acaba? Zengin daha zengin, bilgili daha bilgili, akıllı daha akıllı olurken; yoksul daha yoksul, cahil daha cahil, aptal daha aptal mı oluyor acaba? Teknoloji bizi ışıkta buluşturacak yerde sonsuz bir karanlık ve aydınlık ikileminin içine mi gömüyor?

Hiç değilse bilimin ve sanatın daha iyi kurallarla yönetilmesini sağlayabilir miyiz? Kitap evreninin, bu evrenin vereceği ışıkların amacı dünyanın daha güzel olması değilse; başka ne olabilir?


Cumhuriyet Teknoloji, http://www.cumhuriyet.com.tr/bolum/11/teknoloji.html

Cumhuriyet-Bilim-ve-Teknoloji-Dergisi, http://tr-tr.facebook.com/Cumhuriyet-Bilim-ve-Teknoloji-Dergisi-1491216571117068/

Herkese Bilim Teknolojihttp://www.facebook.com/herkesebilimteknoloji/?hc_ref=ARR70m1ksdNEdDoxNing18El3-aTn7eNxyF6zFyXG2HY2gwLA0Jq9J0_O0WwS8JU4M8

Keşifleri kadınlar yaptı, ödülleri erkekler kaptı,
http://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/kesifleri-kadinlar-yapti-odulleri-erkekler-kapti, 8 Mart 2018

Cumhuriyet Kitap Eki, http://www.cumhuriyet.com.tr/haberkaynagi/252/Cumhuriyet_Kitap_Eki.html

Eray Ak, Ayfer Tunç'un yeni romanı, http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/kitap/938145/Ayfer_Tunc_un_yeni_romani.html

Metin Celal, Çevirinin politikası olursa, http://okudugumkitaplar.blogspot.com.tr/2018/02/cevirinin-politikas-olursa.html

24 Şubat 2018 Cumartesi

Yaşamlar, Ekler, Kitaplar


Eskiden günlük gazeteler vardı. Haftalık, on beş günlük, aylık, üç aylık dergiler vardı. Merakla beklenip okuyucuyla buluştuğunda sevinç ve mutluluk, ışık ve umut dağıtan kitaplar vardı.

"Artık yok mu?" diye soracaksınız. Aksine çok varlar, bu yüzden de hiç yoklar. Zamanın bir anında, uzayın bir noktasında parlayıp hemen derin bir karanlığa gömülüyorlar. İnsanlardan ve dünyadan uzaklaşıyorlar. Veriler hızla artıyor. Harf ve rakam, renk ve desen, ses ve ezgi, durgunluk ve hareket kayıtları hızla büyüyor.

Eskiden bu kadar çok şiir kitabı yoktu ama şiir vardı. "Şiirin gücü, sözcüğün haysiyetini kollar" denmesine gerek kalmadan; şiirin gücü, yaşamın onurunu korurdu. İnsanlığı kucaklar, büyütür, yüceltirdi.

Eskiden de kitap ekleri vardı.

....






Kitaplar doğaya, topluma, dünyaya, evrene açılan birer kapıysa; kitap ekleri de onlara uzanan yolları gösteren haritalar olsa gerek. Ama galiba günlük yaşamdaki tüm etkinlikler gibi gerçek yolculuklar ve gidilebilecek yerler için de kolaylıkla bulunan ve herkesçe kullanılan kılavuzlar; zihinsel arayışlara çıkaracak yayınlara ulaşılmasında yeterince yardımcı olamıyor. İnsanlar gezilerinde ayrım yapmaksızın her yere gidebilirken, düşüncelerinde ve kitaplarda keskin sınırlarla ayrılabiliyorlar. Kendi alanlarının dışına çıkmıyorlar. Dil, konuşma, yazı anlamını yitiriyor. Barışın ve sevginin değeri, anlamı siliniyor. Düşmanlık ve nefret güçleniyor. Çocukları korumak için getirildiği söylenen yasaklar, çocukların geleceğini öldürüyor. Doğada en sert kayaları bile delerek filizlenebilen yaşam, toplumda karanlık duvarların arkasına kapatılıyor.

Doğada yaşam bir biçimde soluk alıp vererek yeşermekse, toplumda yaşam da bilgi ve düşünce alıp vererek büyümektir. Kitaplar ve onlara açılan kitap ekleri, toplumsal soluğun alınıp verilmesini sağlar.

....

Daha güzel yaşamlara kitaplarla gidebiliriz. Peki kendimizi, başkalarını, geçmişi ve bugünü anlamamızı sağlayacak ışıkları nasıl bulabiliriz? Konuşacağımız ve yazacağımız yeni diller bulabilir, birbirimizi dinleyebilir ve anlayabilir miyiz? Saygıya ve sevgiye dayanan bir hoşgörü dünyasında buluşup toplumsal fırtınalardan uzaklaşarak, küçük molalar verebilir miyiz? Sanatın dünyası, edebiyatın dili; buluşma noktamız ve ortak eksenimiz olabilir mi?

....


Cumhuriyet Kitap, 1 Nisan 2010.Şöyle demiş Ahmet Telli, Rozerin Doğan'la söyleşisinde.

"Bir dilin kazanılmış güzelliklerini yitirmeye gönlüm razı olmuyor."

"İçimde çırpınan kuşun hüzünlü yahut neşeli şarkısına dudaklarıma dokunan sözcüklerle karşılık vermek istiyorum, bunun şiir olduğunu düşünüyor yahut ben öyle sanıyorum. Sözcüklerin masumiyeti söyleme dönüştüğünde yerini ideolojiye bırakır."


Bu sözlerden sekiz yıl sonra Türkiye, doğanın sesine insanca karşılık verecek bir dil bulabilir mi?

....








Eray Ak, Altan Öymen'den '01 Adana' başlığı altında Altan Öymen’le 1981’de yayımlanmaya başlayıp on bir gün devam eden ve otuz yedi yıl sonra kitaplaşan röportaj dizisinin hikâyesini ve Adana’yı konuşmuş. Yaşar Kemal'in “Röportaj da bir roman gibi yaratmadır” sözünü aktararak "Adana 01’e dönersek bu bağlamda bir edebiyat kitabı mıdır, sadece bir röportaj kitabı mıdır, bir gazetecinin kitabı mıdır?" diye sormuş. Öymen şöyle yanıtlamış: 

"Yaşar Kemal’in romanlarında insanları tasvir ettiği bölümler müthiş gözlemler sonucu ortaya çıkmıştır. Kendi gözlemlerine dayanarak kalemini oynatır. İyi bir röportajcı da aynısını yapar. Bir Diyarbakır röportajı vardır mesela Yaşar Kemal’in... Kenti öyle bir anlatmış ki kente dair her şey gözünüzde birer birer canlanır. Öte yandan işsizlik kelimesini kullanmadan, tasvir gücüyle işsizlik meselesini anlatır. Hayran olduğum bir röportajıdır Yaşar Kemal’in. Romanında da aynı şekilde gördüklerinden aldığı ilhamı kendi muhayyilesinden de geçirerek verir bize. İyi bir gözlemci olunca çok iyi bir romancı da olunabiliyor. Yaşar Kemal bunun bir örneğidir."

Altan Öymen, röportaj boyunca yol arkadaşı olan Tan Oral'ın, "çizgilerinin dışında esprileriyle, bakışıyla metne de önemli katkı" sağladığını söylemiş. Önceki dönemlerde görsel malzemeyi hakkıyla yayımlama şansı bulunmadığını belirterek açıklamış:

"Tam da bu nedenle gidip gördüğümüz, konuştuğumuz insanları anlatırdık, tasvir ederdik, caddelerin kalabalığından, insanların yaşam şeklinden konuşurduk. Görsel malzeme öne çıktıkça bu anlatım olanakları azaldı. Konuşulan insanı tasvir etmek yerine net çıkmış bir fotoğrafı kullanmak pek çok şeyi anlatır oldu. Buna rağmen görüntü her şeyi karşılamıyor."

"Bu gibi röportajları demokrasinin gerçekten var olduğu bir ortamda yapmayı çok isterdim" diyen Altan Öymen'in, dileği gerçekleşmiş midir?