25 Şubat 2017 Cumartesi

Hayatlarımız nasıl değişir?




Adnan Özer, bir sevme sözlüğü tanıtmış:
 Atilla Birkiye, ‘Sabahattin Ali’nin Yapıtlarını Sevme Sözlüğü’nde yıllar içinde yaptığı okumalarla bir duyarlılık alanını uzmanlık kertesine getirmiş, sevdiği yazarın yapıtları üzerine analiz çalışmalarıyla birlikte esaslı bir deneme yapıtı kaleme almış.


 
Eray Aytimur, Muammer Ketencoğlu ile Türkiye’de daha önce çok az seslendirilmiş veya hiç seslendirilmemiş 23 türküden oluşan ‘Sandığımdan Rumeli Türküleri’ albümünü konuşmuş:
Sabah uyanıyorsunuz bir vuruşta 100 kişinin öldüğünü duyuyorsunuz, ardından kalkıp stüdyoya gidiyorsunuz. Çalın çalabilirseniz. Ama hep dediğim gibi “Müzikle barış kardeştir”. Hep susmamamız ve işimizi yapmamız gerektiğine inandım, koşullar ne olursa olsun.


İhsan Yılmaz,  98 kişilik kadrosuyla Hong Kong'a uçan Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası (BİFO) hakkında yazıp "Bay Çello turnede" demiş.

Gamze Erengönül
Yiğit Karataş
Mehmet Göktuğ Yaman, Gamze Erengönül ve Yiğit Karataş ile müzik yolculuklarını, hayallerini ve hedeflerini konuşmuş.


Özgür Polat, Richard Koch'un "80/20 Kuralı" hakkında yazmış. Hayatlarımız Pareto analiziyle değişebilir mi gerçekten? Nasıl değişir? Sessiz ve uzak kalarak değişebilir mi? Yoksa ancak yaşayarak, dinleyerek, okuyarak, konuşarak, yazarak "Hayır!" demeyi de öğrenerek, gerektiğinde "Hayır!" diyecek cesareti bularak mı değişir? "80/20 Kuralı" bir gün "20/80 Kuralı" olur mu? Ya da daha iyisi, "%100 Kuralı" olup küçük büyük her parçanın uyumlu bir bütünde buluşmasını sağlayabilir mi? Işık hızında yaşamak bize bu mutluluğu getirebilir mi? Olabilir mi? Nasıl?

18 Şubat 2017 Cumartesi

Kitaptan Sanata

27 Ocak 2017, Yıl:15, Sayı: 828, Radikal Kitap'ın son sayısı; 3 Şubat 2017, Yıl: 1, Sayı: 1, Hürriyet KitapSanat'ın ilk sayısı.

Galiba artık kabul etmeliyim ki, insan ne kadar çabalarsa çabalasın, ışık hızının bile aşılabileceğini öne sürsün, ışıktan düşecek notlara bile yetişmek olanaksız. Teknolojinin ve iletişimin tüm mucizelerine karşın, yaşadıklarımızla görebildiklerimiz, anlayabildiklerimizle hatırlayabildiklerimiz, bildiklerimizle paylaşabildiklerimiz arasındaki uçurum sürekli büyüyor. Tasarlayıp planladıklarımızın yüzde birini gerçekleştirebilirsek mutluluktan uçuyor, hedeflerimizi on kat büyütüyoruz.

Yola Radikal bir adla çıkmış gazete yolculuğunu tamamlayıp geriye bir kitap eki bıraktığında, radikal bir gelecek önerisi yapmıştım.

Gazetesi kalmayan bir kitap eki ne kadar yaşayabilirdi? Normal yaşamın artık radikal bulunduğu 2017 yılında, Radikal Gazetesi deneyiminin adı, kitap ekinden de silinmiş. Kitap'a, Sanat eklenmiş. Artık Hürriyet KitapSanat var. Radikalliğe artık gerek kalmamasını, yaşamın normalleşmesini, Hürriyet KitapSanat'ın özgürlüklerin korunduğu bir Türkiye'de, yalnız kitaba ve edebiyata değil, sanatın tüm alanlarının iyi örneklerinin çeşitliliğine yer vererek gelişmesini ummaktan başka ne yapabiliriz? Kitaplar, sanat, bunların güncel bir pencereden geniş kesimlere ulaşmasını sağlayan gazete ekleri, aslında çok önemli bir işlevi üstlenmiyorlar mı?

....



 İhsan Yılmaz, "Yazarın resmini çizmektense ruhunu yakalamaya çalıştım" diyen,  73 edebiyatçıyı Yazarların Yüzünden'de buluşturan, son üç beş ayda John Berger'le yeni bir kitap için görüştüklerini söyleyen Selçuk Demirel'le görüşmüş.

....



"Büyük Edebiyat Jürisi, bir "edebiyatımızın yeni kuşağı" seçimi yapmış. Ebru Ojen, Ömür İklim Demir, Gülfem Pamuk, Orçun Ünal, Gamze Arslan, Banu Özyürek,





 Güney Ulutaş, Eyüp Aygün Tayşir, Deniz Gezgin, Oylum Yılmaz adları geçmiş.

....






Güldehan Aysan, "İçinize işleyecek ses: Hindi Zahra" demiş.

....

Radikal Kitap ve Cumhuriyet Kitap eklerinden yansıyan bazı ışık notları da şöyle:


İpek Özbey, Zülfü Livaneli'nin Huzursuzluk'u; İhsan Yılmaz, Hamdi Koç'un Yalnız Kaldınız Peyami Bey'i hakkında yazmış.

Tunca Arslan, Yılmaz Güney'in "Edebiyatı boynu bükük kalmadı" demiş.

Radikal Kitap kapağına 2016'nın 100 kitabını koymuş.


Cumhuriyet Kitap kapağında elli yıl, Selim İleri ve Ayşe Sarısayın yer almış.

Jason Goodwin "Bir bakıma ben İstanbul'la evlendim" demiş.

Şebnem İşigüzel "Bu zamanı tanıksız bırakmak olmazdı" demiş.

Erendiz Atasü "Devrimler olmasaydı insanlık sefaletten kurtulamazdı" demiş.


Joseph Frank’ın ‘Dostoyevski/Çağının Bir Yazarı’ kitabını çeviren Ülker İnce, "Dostoyevski kitabı kök söktürdü bana" demiş.

....

Yönümüzü kitaplarla mı buluruz? Tek bir kitaba takılıp kalırsak gelişme durur, geleceğimiz kararır mı? Bütün kitaplara yetişmeye çalışırsak, hiçbirine ulaşamaz, büyük bir düşünce selinin altında ezilir, yaşamdan ve insanlardan kopar, boğulur muyuz?








3 Aralık 2016 Cumartesi

Kitaplar, Fuarlar, İnsanlar




"Kuçuradi felsefesinin üçlü sacayağı insan, etik ve insan haklarıdır. Kuçuradi'ye göre devlet insan haklarına saygılı bir devlet değil, tam tersine insan haklarına dayanan bir devlet olmalıdır. 35. İstanbul Kitap Fuarı'nın onur yazarı seçilen İoanna Kuçuradi'yi öğrencisi Yücel Kayıran yazdı."


 Radikal Kitap'ın 35. İstanbul Kitap Fuarı'na yer verdiği kapsamlı ekinde İoanna Kuçuradi'nin ve felsefenin de önemli bir yeri var. Keşke insanın, etik değerlerin ve hakların tartışılmadan korunduğu bir dünyada yaşıyor olsaydık ve bu temel ilkelerin anlaşılması, anlatılması ve yaşama geçirilmesi bu denli yaşamsal bir sorun olmasaydı.

Odağına felsefeyi alan bir kitap fuarının böyle büyük ilgi görmüş olmasına güvenerek, gelecek için daha umutlu olabilir miyiz?

....


Adalet Çavdar, Ayşe Kulin'in Hitler'den kaçan Alman akademisyenleri anlattığı, 1933'ten başlayarak 15 Temmuz darbesine kadar gündemi belirleyen siyasi ve sosyal olayları ele aldığı "Kanadı Kırık Kuşlar" kitabını ele almış.

İlginç bir rastlantı, birkaç yıl önceki bir çalışmamda, ana kişilerden biri 1933 doğumluydu. Öykünün sonunda Taksim'de bir buluşma olacaktı. 2013 yazıydı, onlar buluşamadan Taksim'de büyük değişiklikler oldu, İstiklal Caddesi'nde yürümek, Beyoğlu sokaklarında oturanların evlerine gitmeleri zorlaştı. Yaşam, öyküyü yazılırken değiştirdi.

Galiba günümüzün hızlanan dünyasında, geçmişi anlamaya çalışan kitapların bile gündemi yakalamaları kolay değil. Beklenmedik gelişmeler, yaşanmışlıklara yepyeni anlamlar verebiliyor. Ayşe Kulin'in kitabındaki olayların 15 Temmuz darbesine dek uzanması da, herhalde kendisi için de bir hayli ilginç olmuştıur.

....


Mazlum Vesek "Murtaza'yı ilk defa 15 yıl önce okudum. Geçen zaman içinde herhalde bir 15 defa okudum" demiş. Ben 15 kez okumadım ve okuduktan sonra kaç 15 yıl geçtiğini bilmiyorum. Mazlum Vesek, "Murtaza zihniyeti ki, doğanın döngüsüne bile karar veren bir zihniyettir" demiş. Sistemin sevimli, yoksul bekçilerinin yaşama daha farklı bakabilmeleri, doğanın tadını çıkarabilmeleri acaba kaç 15 yıl geçmesi gerekir?

....



Meltem Yılmaz, büyükşehrin kalabalığına sılışmış genç bir kadının yaşadıklarını anlatmış.

....



Edebiyat klasikleri incelenmiş ve çizimlerle görünür olmuş.

....


Yukarıdaki derlemede aşağıdaki yazılar var.

"Dario Fo'nun monologları baştacımdır." Füsun Demirel.

"Birbirimizi nefesle beslemek zorundayız." Adalet Çavdar.

"Asturias'ı yeniden okumanın tam zamanı." Nedim Gürsel.

"90 yaşındaki genç dostumuz John Berger." Zeki Coşkun.

"Muazzam Dostoyevski..." Ömer Erdem.

Ne çok, ne güzel yazılıyor, ne şiirler söyleniyor, ne öyküler anlatılıyor. Işıktan düşen izlere yetişmek kolay değil. İster ekrana, ister kâğıda düşsünler.

9 Nisan 2016 Cumartesi

Radikal'in Vedası


Radikal bir gelecek önerisi yapmamdan dört gün sonra, Radikal ekibi sayfasını güncelleyerek veda etmiş.

Sözleri, radikal bir veda değil. Sıcak, içten, umut dolu, neşeli, güleryüzlü, kucaklayan bir hoşça kal:
"Bilenler bilir ama son bir kez buraya da not düşelim istedik: Radikal ekibi olarak tıpkı kağıtta olduğu gibi dijitalde de sesimizi, soluğumuzu, enerjimizi hep haklardan ve özgürlüklerden, insanca yaşamdan yana kullandık. Yaptığımız haberlerin, yazdığımız yazıların her bir satırında iyi gazetecilik yapmaya çalıştık. Gitgide daralan imkânlarımıza rağmen kadın, çevre, kent, insan hakları, güncel siyaset, kültür-sanat, spor alanlarında herkesi kapsamaya, itiraz etmeye çabaladık."
Son Radikal ekibi:
Erkan Aktuğ, Cem Erciyes, Cüneyt Muharremoğlu, İsmail Saymaz, Bahar Çuhadar, Bahadır Özgür, İdris Emen, Ezgi Başaran, Ömer Erbil, Ercan Sarıkaya, Gökhan Karataş, Sinan Saygılı, Tarkan Temur, Süleyman Çeliker, Birce Altay, Barış Avşar, Hakkı Özdal, Tolga Aktaş, Ümit Buget, Neşe İdil, Oktay Volkan Alkaya, Ece Çelik, Derviş Şentekin, Burcu Aktaş, Hamdi Işık, Hacı Bişkin.
Radikal sitesinde şu anda bu son yazılar var.

Tarhan Erdem  "Radikal’deki ilk yazımın son cümlesiyle başlıyorum son yazıma" demiş:
“Etrafımıza bakmadan hepimiz; gücümüz ne kadarına yetiyorsa o kadar; ‘bu ülke bize lazım!’ diye sesimizi yükseltmeliyiz. Benim yaptığım ve yapacağım da budur” (13.01.1997).?
Geçen hafta sonundaki yazımın son cümlesini de hatırlatayım: “Yargı ve hukuk sisteminin ne hale geldiğini görüyoruz; Stalin-vari yeni kanun değişiklikleriyle bugünkünden de geriye gitmeyelim (21.03.2016).
Altan Öymen sormuş:
‘Düşünce özgürlüğü’, ‘basın özgürlüğü’, ‘toplantı özgürlüğü’ –veya hepsini kapsayan bir deyimle- ‘düşünceyi açıklama özgürlüğü’ demokratik bir seçimin –dolayısıyla demokrasinin- ‘olmazsa olmaz’larından biridir. Voltaire gibi düşünenlere anlatmak kolay da... O konuda çok daha kestirme bir çözüm oluşturmuş olanlara nasıl anlatacaksınız?
“Ya benim gibi düşünür, benim gibi konuşursun ya da ben seni düşman sayarım.”
 Murat Yetkin anlatmış:
 O bir dönemdi. Artık o dönem yok. Gazeteciliği gazeteci gibi yapmaya o dönem ne kadar yakın olduğumuzu şimdi geriye bakınca anlıyorum. Yazıyı Nazım Hikmet'in "Yine görüşürüz dostlarım benim / Yine görüşürüz / Beraber güneşe güler / Beraber dövüşürüz" dizeleriyle bitirmek isterdim, ama bu bir dövüş değil ki.
Ezgi Başaran "istediğim tek şey, Radikal’in yıllar içinde 130 kişiden bir avuç insana inen kadrosunun ne kadar kıymetli gazetecilerden ve dijital zihinlerden oluştuğunu hatırlatmak" diyerek "hepsine birer selam" çakmış:
Cüneyt Muharremoğlu, Bahadır Özgür, Ercan Sarıkaya, Ümit Buget, Hakkı Özdal, Barış Avşar, Erkan Aktuğ, Cem Erciyes, Bahar Çuhadar, Ömer Erbil, İsmail Saymaz, İdris Emen, Derviş Şentekin, Burcu Aktaş, Birce Altay, Oktay Volkan Alkaya, Neşe İdil, Tarkan Temur, Sinan Saygılı, Eda Utku, Ömür Bali, Oktay Kılınç, Süleyman Çeliker, Tolga Aktaş, Fehim Taştekin, Gökhan Karataş, Arzu Akyürek… Sizlerle çalıştığım her saniye beni gururlandıran bir hatıra içerir.
Bir Radikal çalışanı ve okuru olarak size teşekkürü borç bilirim.
Cem Erciyes yazısının, 2014 haziranında gazete kağıdına veda ettikten sonra Radikal için yazdığı yazının ardından ikinci veda yazısı olduğunu belirtmiş:
Hayatımın neredeyse yarıya yakın bir kısmını Radikal çalışanı olarak geçirdim. 20 yıllık bu hikayenin 19 yılına tanığım. İnsanın genelde gurur duyduğu bir yerde çalışması, itibarlı bir işin parçası olması pek güzeldi. Burada büyüdük, biraz da yaşlandık. O nedenle soranlara ‘biz evimizi kaybettik’ diyorum.
Cengiz Çandar verdiği ayrıntılı bilgiler vermeden önce şöyle demiş:
Türkiye'de demokrasinin serencamı ile Radikal'in yaşamı birbirine paraleldir.
Radikal kapatıldıktan sonra bizlere “veda” yazısı yazma fırsatı tanınması iyi oldu. Noktayı birkaç isme “teşekkür” edemeden koymak istemezdim doğrusu.
Uğur Vardan fotoğraflı yazısıyla seslenmiş:
Nasıl derler, yolu (çalışanı ya da okuru olsun, fark etmez) Radikal’den geçen herkese bir kez daha selam olsun…
Fehim Taştekin "Bu bir veda değildir!" diyerek veda etmiş:
Onurumuzdur bizi kurtaracak olan.
Hoşça kalın, dostça kalın.
Oral Çalışlar Aydın Doğan'a, Vuslat Doğan Sabancı'ya, Radikal'e emeği geçen herkese çok teşekkür ederek bitirdiği yazısında gazetecilik, gazete patronluğu, hatta okur olmanın bile risklerle yürüdüğünü söylemiş:
Radikal, demokrat bir gazete yapma çabasıydı. Belli bir tiryakilik ile, meraklı bir okur kitlesi de yarattı… Aykırı seslerin de kendini ifade edebildiği bir mecra olarak, anlam kazandı.
Radikal'in mutfak ekibi şunları söylemiş:
Bilenler bilir ama son bir kez buraya da not düşelim istedik: Radikal ekibi olarak tıpkı kağıtta olduğu gibi dijitalde de sesimizi, soluğumuzu, enerjimizi hep haklardan ve özgürlüklerden, insanca yaşamdan yana kullandık. Yaptığımız haberlerin, yazdığımız yazıların her bir satırında iyi gazetecilik yapmaya çalıştık. Gitgide daralan imkânlarımıza rağmen kadın, çevre, kent, insan hakları, güncel siyaset, kültür-sanat, spor alanlarında herkesi kapsamaya, itiraz etmeye çabaladık.
....



8 Nisan 2016 tarihli Radikal Kitap 786. sayı olmuş. Kapakta altı yıl aradan sonra Solak Defterler'le gelen Murathan Mungan var. Söyleşiyi "Fakir Kene" şairi Birhan Keskin yapmış. Başlık "Bir kolum çolaktır şiir yazarken". Mungan, "Dervişlik hırkası bana büyük gelir, mahcup eder. Benimki daha çok hayat bilgisi, insanlık görgüsü diyelim” diyor. Birhan Keskin "Niye Solak Defterler, (bana kimse niye Fakir Kene diye sormadı, içimde kaldı,) ben sana sorayım" diyerek bir soru yöneltiyor. Söyleşi bir an Murathan Mungan'ın Birhan Keskin'le yaptığı bir söyleşiye dönüşüyor. "Hadi şimdi sen söyle, niye Fakir Kene?" diye soruyor Mungan, Keskin yanıtlıyor.

....


Ömer Türkeş "Öfkeli bir hesaplaşmanın romanı" üzerine yazmış:
İspanyol yazar Jorge Semprun’un 1986 yılında yayımlanan Netchaiev est de retour romanı 1988 yılında Neçayev Dönüyor adıyla Türkçeye çevrilmişti. Manuel Vazquez Montalban’ın Merkez Komitesindeki Cinayet’i ile birlikte siyasi polisiye türünün Türkiye’de tanınmasını sağlayan Neçayev Dönüyor, yıllar sonra yapılan yeni edisyonunda -konusu öne çıkarılarak- Hesaplaşma adını almış. Gerçekten de -kendi deneyimlerinden yola çıkarak- büyük bir hesaplaşmanın romanın yazmış Jorge Semprun.
Hesaplaşma’nın ilk bölümünün girişinde Paul Nizan’ın Fesat’ı ve Dostoyevski’nin Ecinniler’inden yapılan birer alıntı yer alıyor. Sadece bu bölümde anlatılanlarla ilgili oldukları için değil; Semprun, Hesaplaşma’yı bu iki romandan esinlenerek yazmış. Esinlenmekle de kalmamış, onları kurgu ve temalar açısından da takip etmiş.
....


Asuman Kafaoğlu Büke Deneme ustasından edebiyat portreleri diyerek yazmış:
Deneme, günceli ve gündeme yığılıp duran sorunları tartışmak, sorgulamak zorunda, diye başlıyor Uğur Kökden’in Yüzler, Gizler, İzler kitabının önsözü. Türkiye’de denemelerini severek okuduğumuz ve bu türe sadık birkaç isimden biri Kökden. Genelde tür olarak deneme yayıncıların göz ardı ettiği, yayımlamaktan çekindikleri türden kitaplardır ve bu yüzden sıklıkla dergi sayfalarında okumaya alışığızdır onları. Kitap olarak elimize ulaştığında ise yazarın dediği gibi, “Sanki mumyalanmış bir anımsayış” olur.
 Uğur Kökden bu kitabında 1967’den 2014’e kadar yazdığı edebiyat ve edebiyatçılar üzerine, yıllar içinde biriken, bazıları daha önce dergilerde yayımlanmış, bazıları ise ilk kez bu kitapta yer verilen denemelerini bir araya getiriyor. Kitap iki bölümden oluşuyor, ilk bölümde batı edebiyatından yazarların portreleri ve eserleri, ikinci bölümde ise Türkiye’den yazarlar yer alıyor.
 Yazısını, okuyucuları için pek de iyi sayılamayacak bir sürprizle bitirmiş:
Bu, aynı zamanda benim veda yazım. Bugün, Uğur Kökden’in Camus incelemelerini okurken fark ettim ki ben de sevdiğim bazı yazarlara, bazı dönemlere artık derinden bakmak, incelemek istiyorum. 1996’dan beri yirmi yıldır sürdürdüğüm, her hafta düzenli yazdığım kitap tanıtım yazılarından bir süre ayrı kalmak niyetindeyim. 
....

Kitapların, dergilerin, insanların, toplumların, yaşamın, dünyanın ve evrenin; daha güzel günlerde sürmesini dilemek ve bunun yollarını arayarak ulaşmaya çalışmak dışında elimizden ne gelir?

2 Nisan 2016 Cumartesi

Radikal Bir Gelecek Önerisi


İki yıldan az bir süre önce "Bize ayrılan kağıdın sonuna geldik" diyen Radikal, artık ekran serüvenini de bitirmiş.Şimdi tarih kadar uzak görünen çok eski zamanlarda, belleğime güvenemem ama Vikipedi 1996 yılında basılı olarak yayına başladığını yazıyor, Radikal gazetesi çıkarken bu adı duyduğumda, ne yalan söyleyeyim, yadırgamıştım. Radikalleşmeyi çağrıştırmıştı bu ad bana, sıradan insanların, ezici çoğunluğun güncel sorunlarından uzaklaşmayı. Sözlükte "radikalleşmek" için verilen "uzlaşmazlığı artmak, sertleşmek, köktenci olmak" tanımı, aslında pek de haksız olmadığımı düşündürüyor.

Toplumların tarihine göre çok kısa sayılabilecek bir zaman dilimi içerisinde, böyle inanılmaz gelişmeler, olaylar, değişimler yaşanacağını, normalliğin mumla aranacak hale geleceğini, olması gerekeni savunmanın, normalliğin geçmişte akla gelebilecek en radikal çıkışlardan bile daha fazla tepki çekebileceğini nereden bilebilirdim?

....


21 Haziran 2014'te Radikal "Dijital alemdeyiz" diye duyurmuştu basılı yayınına son verdiğini. Daha öncesinde önemli gelişmeler yaşanmıştı.2013'te gökyüzündeki buluların arasından güçlü bir ışık gibi parlayan bir barış süreci başlamıştı. Sonra nedense Taksim'siz Bir Mayıs yaşanması için bir baskı süreci. Ardından Taksim'deki bir parkın toprağa ve yaşama sarılmanın, ayağa kalkmanın simgesi olduğu gelişmelerle bir Gezi Yılı. 2014'te, Murphy yasalarının ne kadar geçerli olduğunu bilemediğimiz bir seçim süreciyle Türkiye'nin yeni cumhurbaşkanı belirlenmişti. Bugün yaşadıklarımıza uzanan gelişmeler, 7 Haziran 2015 seçimleri sonrasında yaşananlarsa, ne yazık  ki, büyük acılar, ölüm ve gözyaşları getirmiş, gerçeği katletmişti.

....


Artık Radikal'in İnternet yayını da sonlandırılmış. Şu anda sitede bulunan görüntüler yüklenmiş son haberler olarak kalacak.


Teknik açıdan İnternet üzerindeki bir bilgi kolay yok olmaz. Aranıp sorulmasa da orada kalır. Taşıdığı bilgiyi aktarmayı sürdürür. Ancak yönetsel açıdan aynı güvenilirlik söz konusu değildir. Kendisini yetkili görenlerin iki dudağının arasından çıkan sözler milyonlarca kitaplık bilgiyi bir anda silebilir.

....


Radikal'in basılı yaşamı sona erdiğinde kitap eki sürmüştü.


Edebiyat dünyasından adların evlere girebilmesi gerçekten çok güzel ve önemli.


Şimdilik yeni okuyuculara çok açılamasalar bile, günlük gazetelerle dağıtılan kitap ekleri sürmeli.



Çocukların geleceği için insanlara öykülerini anlatmalı.


  
 
 
 
 
 

 

 
 
  
 
 
 
 

Radikal gazetesi İnternet'te yayımlanırken kitap eki basılı yayımını sürdürüyordu. Dün Radikal Kitap'ın 1 Nisan 2016 tarihli 785. sayısı çıkmış.



Erdal Öz'ün resmi kapakta. Altında "Bugün dün gibiymiş" yazıyor.

....

Yaşadığımız günlerin zorluklarının, bu sertliğin, öfkenin, nefretin, gerilimin normal olduğu söylenebilir mi?

....

Türkiye'de bugün için en tepedekinin kim olduğunu tahmin etmek pek de zor değil. Diptekilerinse on milyonlarca kişi olduğu söylenebilir. Ne yazık ki birbirini anlamanın, birleşmenin, hep birlikte gelişmenin ve kalkınmanın önünü açmak, kardeşçe ve mutlu yaşamak pek de yakın hedefler olarak benimsenmişe benzemiyor. Konuşmak yerini kavga etmeye bırakmış, tartışmak çatışmaya, eleştirmek dövmeye, korumak ezmaye, barışta birleşmek savaş kışkırtıcılığına, sevmek nefret etmeye.
Bu yüzden bu olağanüstü koşullarda, en alttakinden en üsttekine kadar, bu toprakları paylaşmaya ve birlikte yaşamaktan gurur duymaya çalıştığım tüm güzel dostlarımdan gelecek için basit bir isteğim var. Radikal bir gelecek önerisi:

"Normalleşin!"