10 Ocak 2015 Cumartesi

Ödülsüz Sorular 1-7

Ödülsüz Sorular 1

Hangi kitabın ilk cümlesidir? 
"Huvat Aktaş'ın bir gündüz bir gece süren yolculuğu, bir öğle vakti Alacüvek Köyü ağılının başında son buldu."
İpuçları:
i. Yazarı 1957 yılında Kayseri Bünyan'a bağlı Karacafenk Köyü'nde doğdu.
ii. Cümle yazarın 1983'te yayımlanıp edebiyat dünyasında büyük ilgiyle karşılanan ilk kitabından.
iii. Yazarın diğer kitapları arasında Berci Kristin Çöp Masalları (1984), Gece Dersleri (1986) ve Unutma Bahçesi (2004) bulunuyor.


Ödülsüz Sorular 2

Hangi kitabın ilk cümlesidir?
"Birkaç ay önce kamuoyunu haftalarca meşgul eden ve halk arasında 'Yalı Cinayeti' olarak adlandırılan dava dün sonuçlanmış ve sanıklardan Melek Ebruzade idama, suç ortağı Yalçın Özveren ise ömür boyu hapse mahkum olmuşlardır."
İpuçları:
i. Yazarı 1945 yılında Bursa'da doğdu.
ii. İlk kez 1979'da yayımlanan kitabın 1988'den sonraki baskılarında yazarın İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi'ne verdiği savunma bulunabilir.
iii. Diğer kitapları arasında Yarın Yarın (1976) ve Bitmeyen Aşk (1986) bulunan yazar Akışı Olmayan Sular (1983) ile Sait Faik Hikâye Armağanı kazanmıştır.


Ödülsüz Sorular 3

Hangi kitabın ilk cümlesidir?
"Söyle, tanrıça, Peleusoğlu Akhilleus'un öfkesini söyle."
İpuçları:
i. Yazarı (ya da yazarları) en az yirmi beş yüzyıl önce yaşamıştır.
ii. Heinrich Schliemann'un kazılarıyla sonunda yeri bulunabilen eski bir kentteki kuşatmayı anlatmaktadır.
iii. Troya'daki savaşın kısa bir kesiti olan destanı Yunanca aslından Azra Erhat çevirmiştir.


Ödülsüz Sorular 4

Hangi kitabın ilk cümlesidir?
"Haziran'ın başından beri öyle şeyler yaşanıyor ki..."
İpuçları:
i. Kitabın girişinde Leyla Erbil'in "Tuhaf Bir Erkek" kitabından bir alıntı bulunmaktadır .
ii. Arka kapakta 28 öykücünün kaleminden derlendiği belirtilerek adları listelenmektedir.
iii. Kitabı "Öyküyü O Gençler Yazdılar" başlıklı bir giriş yazan Kadir Yüksel hazırlamıştır.


Ödülsüz Sorular 5

Hangi kitabın ilk cümlesidir?
"çalışmaya inanırdı babam"
İpuçları:
i. Arka kapakta yazar "daha kaç aşk vurulacak gökyüzünden?" diye sormaktadır.
ii. İlk bölümün şiirleri "mavi boncuklar ve kemikler" başlığı arkasında toplanmıştır.
iii. Alt başlığı "ateşin içinden ne denli daha iyi yürüdüğündür mesele" olan kitabın çevirisini Avo Pardo yapmıştır.


Ödülsüz Sorular 6

Hangi kitabın ilk cümlesidir?
"Birinci Bölüm, bizim sokaktaki eski ama sağlam bir gemiye benzeyen köşe evle ilgili."
İpuçları:
i. Arka kapakta yazarın okurlarını zamansal olarak 1960'lı yıllara, mekan olarak da Sovyetler Birliği'ne götürdüğü belirtilmektedir.
ii. Kitabın başında, üç farklı adla anılan Memiş'in aile ağacı verilmiştir.
iii. Rusça aslından Birsen Karaca'nın çevirdiği kitap birçok ülkede yayımlanmıştır.


Ödülsüz Sorular 7

Hangi kitabın ilk cümlesidir?
"Barrabas bize denizden geldi, diye yazdı Clara adındaki çocuk, o güzel, çıtkırıldım yazısıyla."
İpuçları:
i. Kitabın 1995 baskısının arkasında yazar, "Latin Amerika edebiyatının son on-on beş yıl içinde yarattığı en önemli isimlerden biri" sözleriyle tanıtılmakta, ustalığının Gabriel Garcia Marquez'in ustalığına yaklaştığı belirtilmektedır.
ii. Bir ailenin üç kuşağını yetmiş yıllık bir süreç içinde anlatan kitabın 1993'te gösterilen sinema uyarlamasını  Bille August yönetmiştir.
iii. Kitabın çevirisini Nihal Yeğinobalı yapmıştır.



26 Aralık 2014 Cuma

Işıktan Düşemeyen Notlar




Yazıp paylaştıklarımız hızla uzaklaşıp zamanda kayboluyor.

Hızlanan yaşamda notlar artık ışıktan bile düşemiyor. İnternet'in derinliklerinde asılı kalıp bekliyor.

Yetişemiyoruz. Ne yapılması gerekene, ne yapmak istediklerimize, ne kendimize, ne dostlara, ne bugüne, ne yarına.

Yetişemiyoruz. Sıkışıp kalıyoruz.

23 Ağustos 2014 Cumartesi günü aykırı sorular vardı:

Enver Aysever
Pelin Batu
"Yazar Pelin Batu, Metin Göktepe'nin kardeşi Meryem Göktepe ve sistemin kendilerine biçtiği rolü oynamayı red eden kazova işçileri Aykırı Sorular'ın muhatabı oluyor ve İlkay Akkaya zamana direnen şarkılarını Aykırı Sorular'da dillendiriyor."

Meryem Göktepe
Nihat Özbey
İlkay Akkaya
Görüntüler ekranlardan silindi. Yaşananlar geçmişte kaldı. Paylaşımlar İnternet'in derinliklerine gömüldü. Anılardaki izler her an biraz daha soluklaşıyor.


Bu anı orada veya televizyondan izleyerek yaşayanlar söylenen şarkıları, dinlerken akıllarından geçenleri, duygularını hatırlayabilirler mi?


Konuştuklarının ne kadarı kalmıştır akıllarında?


Yaşamın hızla akıp gitmesi gibi, düşündüklerimiz, yazdıklarımız, söylediklerimiz, paylaştıklarımız da içimizden çıktığı anda boşluğa düşüp kaybolmaya mı başlıyor?

....

Işıktan düşenleri not etmeye yetişebilir miyiz? Peki yazıp sakladıklarımızı okumaya?


9 Nisan 2013 Salı

"Öpüşme Kulübesi" ve Küçük Büyük Yazar: Beth Reeks




Çok satan yazar Beth Reeks bildiği neyse onu yazıyormuş ve yetişme çağında bir genç olma hakkında çok şey biliyormuş.

17 yaşındaki Britanyalı yazar gençlik aşklarının, gruplaşmaların ve ilk öpücüklerin evrenini "Öpüşme Kulübesi" adlı kitabında yakalamış ve Random House ile üç yıllık bir anlaşmayı garantilemiş.



Beth Reekles olarak yazan Reeks kitabı henüz 15 yaşındayken ve kendi yaşıtları için bulunabilen okuma seçenekleri ona istediklerini veremediği için yazmış.



Kitabı önce İnternet üzerindeki bir "kendin yayımla" sitesine koymuş ve 19 milyonun üzerinde bir erişilme sayısı almış.



Kısa sürede Random House'tan bir editör ona ulaşmış ve yayımevinin en genç yazarlarından biri yapmış.

Bu gelişme ailesi için bir sürpriz olmuş. Zaman zaman ortadan kayboluyor, ne yaptığı sorulduğunda öykü yazdığını söylüyor, ama okumak istediklerinde izin vermiyormuş.



Reeks şimdiden kitapla üniversite eğitiminin tümüne yetecek parayı kazanmış. Okula gelecek yıl başlıyor ve astronomi okumak istiyormuş. En çok ilgisini çeken fizik kavramı "quark" adı verilen kuramsal parçacıklarmış.



Ama o güne dek arkadaşlarıyla takılacak, günlük ev işlerini tamamlayacak, yaşıtlarının genelde yaptığı gibi davranacakmış. Kitabının başarısını da bunun sağladığını söylüyormuş.



Kitaptan çok kısa bir alıntı:

Öpüşme Kulübesi pankartı üzerinde çalışıyorduk. Harfler kesildi ve Lee kenarları düzeltti, yalnızca boyamamız ve kulübenin üzerindeki yerine tutturmamız gerekiyordu. Yaptığımız bazı dekorasyonlar benim evimdeydi, posterler de hazırdı. Ayrıca üzerinde fiyat yazılı birkaç  ilan tahtamız vardı.


http://www.today.com/id/51446322/ns/today-books/t/teenage-romance-blooms-kissing-booth/#.UWK8CKtg9zo

http://www.today.com/books/teen-pens-best-seller-scores-three-book-deal-1C9256593?franchiseSlug=booksmain

27 Aralık 2012 Perşembe

Mehveş Evin'den seçtiklerim...

DÜNYANIN SONU GELDi Mi?

Mehveş Evin'in yalın, duru yazıları epeydir dikkatimi çekiyordu.

Sağduyunun önemini her geçen gün biraz daha anlıyorum.

Türkçe sözlük sağduyu için iki tanım vermiş:

1. Doğru, akla uygun yargılar verme yeteneği, °aklıselim, °hissiselim: “Bu halk çocuğunun, sağduyusu, temiz bir yüreği, yiğitliği ve hepsiyle beraber saflığı vardır.” -F. R. Atay.

2. Doğru ile yanlışı birbirinden ayırma ve doğru yargılama gücü.

Belki güçlü ve egemen oldukları için, sağ düşüncelere yakın olanlar sağduyudan daha kolay uzaklaşabiliyorlar.

Mehveş Evin'in görüşünü bilmiyorum. Bunun önemi de yok.

Doğruya, gerçeğe, haklıya yakın olmak yeter.

Sonrası kendiliğinden çözülür.

ODTÜ'de yaşananlardan sonra, bazı üniversite yönetimlerinin bile tek yanlı bakabildiğini görünce, sağduyunun değeri bir kez daha karşımda belirdi. Oysa bilimden, insandan, yaşamdan, haklıdan yana olmak, gerekirse güçlünün karşısında durabilmek bu kadar zor olmamalı.

Mehveş Evin'in yazılarına yeniden baktım.

....

ODTÜ’yü tanıyalım

İktidar değişiyor, iklim değişiyor, zaman değişiyor... Ama ODTÜ, yıllardır Türkiye’nin dünya sıralamasına girebilen bir numaralı üniversitesi olma unvanını koruyor.

NASA, 21 Aralık'ta değil kıyamet, elektrik kesintisi bile olmayacağını açıkladı. 
Yarın   21 Aralık... Bazılarına göre dünyanın, bazılarına göre bir dönemin sonu. Özel bir tarihe gerek yok: Bilim, bu gidişle dünyanın sonunu hızla getirdiğimizi zaten söylüyor
Maya takvimine göre 21 Aralık 2012, dünyanın sonuna işaret ediyor... Daha doğrusu, M.Ö. 3114’te başlayıp beş bin yıl süren dönemin sonu  gelecek.


Uludere’dekiler ‘gayrı insan’

Gayrı insanı tanımak- Recognizing the “Unpeople”... Noam Chomsky’nin The New York Times’ta yayımlanan son yazısının başlığı bu.
Prof. Chomsky yazısına, Libya’nın “sivilleri korumak” bahanesiyle NATO kuvvetlerince bombalanmasıyla başlıyor. Ve Afrika Birliği’nin “durun” çağrısı yapmasına rağmen Batı’da hiç kaale alınmadığını anlatıyor.
Şöyle devam ediyor ünlü dilbilimci: “Aslında bunda şaşıracak bir şey yok. George Orwell’in ‘tarihe girmeye uygun olmayan’ anlamında kullandığı ‘unpeople’ terimini uyarlarsak, Afrikalılar, gayrı insan.”
Chomsky, sadece Afrikalıların değil, Filistinlilerin de tipik bir “gayrı insan” olduğunu örnekleriyle anlatmış.



Haydarpaşa’ya ne olacağını bir tek biz bilmiyoruz!
Evet, Haydarpaşa artık Türkiye’nin garı olmayacak. TCDD Genel Müdürü, bir ay sonra tamamen kapatılacak Haydarpaşa’nın kaderinin yarışma projesiyle belirleneceğini anlattı.

Mimarlar Taksim isyanında
Taksim meydanı projesi, hem halktan hem de bu işin uzmanlarından büyük tepki topluyor. Mimarlar, projenin neden yanlış olduğunu ve nelerin yapılabileceğini anlattı.


Evrim teorisine karşı bir üniversite
Ancak bilim dünyası için evrim teorisini reddetmek, yerçekimi kanununu reddetmekten farksız.  Bu yüzden evrim karşıtı sempozyum düzenleyen Marmara Üniversitesi, bilimin dışındadır.

Ne fahişe ne köle
Başlık dikkat çekici değil mi? İsveç Parlamentosu’nun Sol Parti milletvekili Amineh Kakabeveh’in başkanlığını yaptığı derneğin adı bu!

Türkiye’de nükleer santral intihardır
Greenpeace Başkanı Kumi Naidoo, İstanbul ziyaretinde Milliyet’e özel röportaj verdi. Fukuşima’nın birinci yıldönümünde hem nükleer santralin tehlikelerini, hem de Türkiye’de planlanan santralleri konuştuk.


Kadınlar Günü nasıl kutlu olur?
Çok rica ediyorum. Bugün Kadınların Günü’nü kutlamayın! Bize çiçek, hediye falan da vermeyin. Tek isteğimiz var: Kadını şiddetten koruma yasa tasarısında yapılan son dakika değişikliklerinden vazgeçmeniz!

KADINA ŞİDDETTE EN KÖTÜSÜ ERKEĞİN KONTROLÜ
Prof. Evan Stark, ‘ev içi şiddet’ denilince ABD’nin önemli isimlerinden. Stark, kadına şiddettin bir özgürlük meselesi olduğuna dikkat çekiyor...


Hiçbir erkek, eşitlik istemez!
Prof. Evan Stark, kadının hem çocuk doğurup, hem her işi yaptığı sürece erkeklerin eşitlik istemeyeceğini söylüyor. Amerikalı profesör, erkeklerin neden ayrılırken şiddete başvurduğuna dair farklı bir yorum getiriyor.


Beynin değişkenliği ve aşk
Cinsel beğenilerimiz beynimize yazılı mı, yoksa sonradan mı öğreniliyor? Aşk değişkenlik gösterir mi? Norman Doidge, ‘Kendini Değiştirebilen Beyin’ kitabında geleneksel teorileri alt üst ediyor.

Hangi kadın ‘edepli’ o biliyor!
Meclis’teki ‘vajina tartışması’ üzerine CHP’li Nazlıaka, Arınç hakkında suç duyurusunda bulundu... Hem kadına, hem kadınlar arasında ayrımcılığa karşı ses çıkarılması çok önemli.



20 Aralık 2012 Perşembe

Dört Öykü: Bakteriler, Derin Devlet, Esin Perisi ve Yılın Son Günü

Aralık'ta dört yeni öykü:


Milliyet Blog:  Yılın Son Günü
"Gençliklerine, çocukluklarına gittiler. İsteyip de yapamadıkları, düşleyip de ulaşamadıkları ne varsa birer birer ortaya çıktı. Sanki ergenlikteki ilk aşklarını yeniden bulmuşlardı. İnanılmaz bir güç, duru bir temizlik onları birbirine çekiyordu."


Lalabey Paylaşım: BAKTERİYLE KONUŞAN ADAM
Olmuyordu, geçmiyordu tüm düşüncelerini aklından kovup yalnızca kendisinin olmasını isteyen bu acımasız ağrı.

“Bakın şimdi saldırıya geçiyorum, bu sizin son şansınız” dedi.


DergiSANATEsin Perisi

Selim yazdıklarını bir kez daha okudu.
"Sonunda ilhamın sırrını çözdüm. Büyük bir buluş değil belki, bilinenin bilmem kaçıncı kez tekrarı. Ama bunu anlamak, hissetmek beni mutlu etti.
Esin perisi az yetenek, bol emektir. Yeterince sabır gösterirseniz günün birinde mutlaka sizi bulur.
....
Dokuz peri. Mnemesyone ile Zeus'un kızları.
Müzlerin, esin perilerinin erdemiyle biçimlenen sanat müzelerde ölümsüzleşiyor."


SanatLog: Derin Devlet Nasıl Kurulur?
Bir derin devlet yapılanması için çalışmaya başlamadan önce yanıtlanması gereken ilk soru şuymuş: “Mevcut derin devleti dönüştürmek mi, yoksa yeni bir derin devlet kurmak mı amacımıza daha uygun?”


1 Aralık 2012 Cumartesi

Selim ile Sima: Yılın Son Günü


"Yılın Son Günü" öyküsünün tümü 31 Aralık 2012'de

http://blog.milliyet.com.tr/2000x adresinde olacak.

Önceki Öyküler İçin:

http://blog.milliyet.com.tr/tesekkur-ve--yilin-son-gunu--icin-bir-randevu/Blog/?BlogNo=384210


Yılın Son Günü Ön Okuma:


Selim ile Sima: Yılın Son Günü

"İki beden evrenin en uyumlu ve inanılmaz sonatını çalmak üzere bir araya gelmiş, yaşamın en anlamlı müziğinin ezgilerini ateşlemişlerdi. Gözleri birbirinin içinde eriyor, bedenleri tek bir beden olup sonsuzluğa ulaşmak istiyordu."



"Sima akşamları genellikle aynı bara gidiyor, bir masaya yerleşip o günkü durumuna uygun tek bir içki söylüyordu. Özgün güzelliği, özenle seçtiği giysileri, ölçülü makyajı, anlamlı çekiciliği gelen herkesin dikkatini çekmesine neden oluyordu. Kimi yapışkan kaba bakışlarla adeta soyuyor, kimi uzaktan gizlice süzüyordu."

"Sima'nın ilgisini çekip onun masasına oturabilmek kolay olmadığı gibi ucuz da değildi. Birer kadeh içerek yarım saatlik bir sohbetten fazlasını alabilmek ise hem çok zor, hem de epey pahalıydı."

"Sevebileceği, değer verdiği birisinin varlığı yaşamına yeni anlamlar katabilirdi. Ama bu yola dönmek çok tehlikeli de olabilirdi. Ayrı yaşarken pusuya yatan sorunlar bir araya geldiklerinde içlerini kemirip onları geçmişlerini özler hale getirebilirdi."

"Yılın son gününün kalabalığı, coşkusu,  geleceği sanılan değişim, insanların hiç değilse bir gece rahatlamak için harcadıkları çabalar, gençlerdeki umut, yaşamın kaygılarına kapılmışlardaki bıkkın telaş, yaşlılardaki yorgunluk ve geçmişe özlem kalabalığın gözlerinde hissediliyordu."

"Sima'ya en acı gelen piyango bileti ve yılbaşı süsleriyle oyunlarını satanları görmekti. Bu sahte mutlulukta büyük bir acı gizliydi. Kan kanserine yakalanmış bir çocuğun doğum günündeki umutsuz mutlu olma ve neşeli olma çabası, tüm kahkahalara, güzel sözlere karşın gözlerdeki acının silinememesi gibi."

"Sima dikkatli bir biçimde oturdu. Elbisesinin eteği oldukça kısaydı ama çok şık ve özel görünüyordu. Duruşunun farklı bir mesaj vermemesi, değerini yansıtması gerekiyordu."

"Kapıda Sima'yı bile sarsan biri belirdi. Güzel ve düzgün hatları yoktu. Yine de çok yakışıklı ve çekiciydi. Yüzünde güçlü bir sertlik, gözlerindeyse anlamlı, sevecen bir yumuşaklık vardı."

"Böyle güzel bir hanım mutlaka eşini bekliyordur ama şansımı denemeden edemeyeceğim. Ben Aykan, gecenin ilk kadehini birlikte içebilir miyiz?"




"Selim yalnızlığın acısını hissetti. Böyle günlerde büyüyordu sıkıntıları. Normalde bir arkadaşına, Metin'e ya da Can'a gitmeyi düşünürdü ama Sima'yla görüşme umuduyla önceden bir ayarlama yapmamıştı. Onlardan da bir ses çıkmamıştı."

"Sima sessizce, hıçkırıklarını bastırarak ağlıyordu. Selim ne yapacağını bilemedi."

"Aykan'ın ilk anda çekici görünen güvenli duruşu ilk kadeh bittiğinde Sima'yı biraz rahatsız etmeye başlamıştı ama üzerinde durmamıştı. Sonuçta ölçülü ve saygılı davranıyor, Sima'nın rahat etmesini sağlamaya çalışıyordu. Eve gitmeyi de biraz fazla erken önerdi ama bu da önemli bir sorun değildi. Zamanı sınırlı olduğu için acele ediyor olabilirdi. Kapıdan girer girmez adamın konuşması ve davranışları değişti."

""Güzel ve vahşi kısrakları severim. Onlara eyer takmayı, boyunlarına yular geçirmeyi, üstüne binmeme izin vermeyeceksen seni yakalayıp bağlamayı bilirim ben!"

"Sima Selim'in kollarında kaybolmak istedi. Sokuldu. Selim'in kolları bedenini sardı, elleri küçük tatlı okşayışlarla onu selamladı. Küçük kıpırtılarla birbirlerini aramaya başladılar."

"Gençliklerine, çocukluklarına gittiler. İsteyip de yapamadıkları, düşleyip de ulaşamadıkları ne varsa birer birer ortaya çıktı. Sanki ergenlikteki ilk aşklarını yeniden bulmuşlardı. İnanılmaz bir güç, duru bir temizlik onları birbirine çekiyordu."

"Dokunuşları olağanüstü bir etkiyle bir sıcaklığa dönüşüyor, bedenlerinin her noktasında dolaşıyordu. Kıpırtıları fısıltılı, uzun bir söyleşiye dönüşmüştü. Selim'in gerilen bedeni yumuşak bir sertlikle, Sima'nın gevşeyen kaygıları tatlı, ılık bir kayganlıkla soluk alıyor, karşıdakini bulmaya, ona ulaşmaya çalışıyordu. Gecikmiş bir arayışın ilk buluşmasıydı bu. İçlerindeki çocuklar özledikleri kadın ve erkekle buluşuyor, yaşamlarının en anlamlı anlarından birisini yıllar sonra içten bir güzellikle yaşamış oluyorlardı."