8 Ocak 2020 Çarşamba

Sincan istasyonu'nda Edebiyat


Sincan istasyonu
Kasım-Aralık 2019, 104

"Sincan İstasyonu 100. sayıda" başlıklı bir yazı yazmış Doğan Hızlan, 28 Mayıs 2019'da:

Şair Abdülkadir Budak’ın yayımladığı iki ayda bir çıkan edebiyat dergisi “Sincan İstasyonu” 100. sayıya ulaştı. Türkiye’de bir edebiyat dergisinin 100 sayı yayınlanabilmesi gerçekten önemlidir.

Budak, 100. sayının başındaki “Yüzüncü Sayıyı Gördüm Ya...” yazısında bir derginin, dergiciliğin öyküsünü kaleme dökmüş:

“Şairlere söyleyecek söz bırakmamış olan Cemal Süreya, bir defasında da ‘Edebiyat dergileri batmak için çıkar’ demişti. Sincan İstasyonu, Bu sözün aksini kanıtlayan dergilerden biri oldu. İnsan gibi dergiler de ölümlüdür elbet; ne var ki, ne kadar yaşarsa o kadar iyi. Edineceği ve gün geçtikçe artacağına inandığı okurlarına güvenerek yola çıkmış olmak, bir kez olsun gecikmeden, aksamadan 12 yaşına basmak, 100 sayıya ulaşmak meseledir. İlk ve son kertede bu iş bir gönül, yaptığından sevinç duyma işidir. Dergi dediğin edebiyata, edebiyatçılara olduğu kadar, çıkarana da iyi gelmelidir. Hatta bu öncelikli olmalıdır. Bana da öyle gelmeseydi yüz’ü göremezdim."

SİNCAN İstasyonu’nda şimdiye kadar 407 yazarın ürünü yayımlanmış. Budak’ın “Ya Şiir Olmasaydı” kitabının başında şöyle bir ad var:

“Kişisel Şiir Tarihi”.

Önsöz Yerine’de ayrıntıya giriyor:

“İçinde, mutfağında, başında bulunduğum dört dergi (Ozanca, Hakimiyet Sanat, Şiir Odası, Sincan İstasyonu) başta olmak üzere, 47 yıla yayılmış olan onca kitap ve bunların serüvenleri yankıları. Az şey değil. Kimler ne düşünür, nasıl karşılar bilemem ama bana göre bunların anlatılma, kâğıda dökülmelerden oluşan bu kitabın vakti gelmiştir. Sezai Karakoç’un, ‘Övgüler de, yergiler de dayanıksızdır. Şair dayanıklı olduğu ölçüde kalacaktır’ sözü de rehber oldu bana.

( Doğan Hızlan, Sincan İstasyonu 100. sayıda, http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/dogan-hizlan/sincan-istasyonu-100-sayida-41227790
)
....
Kasım-Aralık 2019 sayısıyla, Sincan İstasyonu okurlarıyla 104. kez buluşmuş. Edebiyat dünyasından sesler getirmiş.

....

Sincan İstasyonu'nda Yaşam

Sincan İstasyonu'nun genel yayın yönetmeni Abdülkadir Budak, fotoğraf danışmanı Mahmut Turgut, hukuk danışmanı avukat Emel Budak Çavunt. Biliyorum, pek normal değil yaşadığımız dünya. Yine de biraz tuhaf geldi bana, yalnızca özgürce ve güzel konuşmak isteyen sanat için, bir hukuk danışmanı gerekmesi.

Bir kayıp haberiyle başlamış "Edebiyat Dünyasından".

Nedret Gürcan'ı kaybettik. Gürcan'ın yapıtlarından bazıları: Yaşadıkça Aşk, Bulut İndi, Benim Sevgili Taşram, Hoşçakal Dinar, Yaşanmış Yazlık Öyküleri, İzmir'de Üç Gün Bir Gece.

Yaşadıkça, bir şiir gibi okunabiliyor yapıt adları, giden bir şairin ayrılışında bile.

2019 Yunus Nadi Şiir Ödülü Âba Müslim Çelik ve Hakan Savlı'ya verilmiş. Mersin Kenti Edebiyat Ödülü'nün bu yılki sahibi Nursel Duruel olmuş. İzmir Karşıyaka Belediyesi Edebiyat Ödülleri Kapsamı'nda 2019 Şükran Kurdakul Şiir Ödülü, Özgen Seçkin'in dosyasına verilmiş.

....

Adnan Binyazar, İsmail Uyaroğlu ve Kedi Severlik

Adnan Binyazar, kedileri seven bir şairden söz etmiş. Otuz sekiz yıl sonra ismail Uyaroğlu'nun Kedileri Severken Ağlayınız'da bir araya getirdiği şiirlerini okurken, İsmail Uyaroğlu'nun şiiriyle ilgili düşüncelerini "nedenlere bağlayarak açıklamak" gereğini duymuş. Dünyayı "kedileriyle birlikte" kucaklamış. "Kedi imgesi, Uyaroğlu'nun şiirinde kendi özünü arayışlarının lirik söylemidir" demiş.

İsmail Uyaroğlu'nun şiirinin derinliklerine inilecek yolu, Utanç Ağıtı'yla göstermiş. İsmail Uyaroğlu'yla ağlamış. "Yazıyoruz Metin ve Behçet'le / Küllerin arasında". "Utançla battı o gün güneş". "Kemiriyor İsmail'i keder". "Kedileri severken ağlayınız".

....

Hüseyin Peker, Gültekin Emre

Hüseyin Peker "yoksa şiir miydi, ya da sinema?" diyer sormuş. Sonra "evden dışarı çıkmıyor", "alıştıra alıştıra varılıyor ölüme" demiş.

Gültekin Emre "Öyle söylenmez, böyle ölünür çarpım tablosu gibi" diyerek Özdemir Asaf'a birinci ve ikinci ekleri eklemiş. "Asil bir şeydir yazmak seni göre göre" demiş, "yaşamak neyse ne". Değeri bilinmeyen bir iş midir yaşamak.

....

Ümit Yıldırım

Ümit Yıldırım Edebiyatın Gülen Yüzü'ne, kendisiyle tanışmak isteyen bir yazara "Tanışmayalım" diyemeyince onunşa buluşan ve masadan kalktıktan sonra karşı kaldırımda molozları kamyona doldurmakta olan kepçeyi bir süre izleyen Murat Yalçın'dan söz ederek başlamış. "Şair bu ya!" diyerek Baki Suha Ediboğlu ve Yahya Kemal'den, "Kara Bohem" diyerek Yakup Kadri'den ve Yakup Kadri'nin İsviçre'de grip salgınında ölen yakın arkadaşı Şehabettin Süleyman'dan, babasının adı "Asaf" olan Özdemir Asaf'ın babadan kalma köşkündeki zil sesinden ve İlhan Berk'in irkilip korkmasından söz etmiş.

....




Eray Canberk

Adil İzci, Eray Canberk'le bir söyleşi yapmış. Canberk'in şiirlerine topluca yer veren "Kent Kırgını", kapağında 1960-2010  bilgisini taşıyormuş. İzci, daha sonra yeni bir şiir kitabı yayımlamamış olan Canberk'e yeni bir kitabın ne zaman geleceğini sormuş. Canberk, "toplu şiirler" sonrası yazdıklarının bir kitap oluşturmadığını söylemiş. Ustası ve sevgili şairi Necatigil'i anmış. Onun deyişiyle, "... bazı şiirler bazı yaşları bekler" demiş. Doğma büyüme İstanbullu olan Canberk, çocukluktan başlayarak yaşanan yerlerin kişiyi etkilediğini, yaşanan yerlerin "havasının" şiire sindiğini anlatmış. Kısa süreli birkaç kısa süreli ayrılık dışında seksen yılının İstanbul'da geçtiğini anlatmış. Edip Cansever'in "İnsan yaşadığı yere benzer" dizesinden, İkinci Yeni şiir anlayışı ve 1960 kuşağının daha önceki şiirle kurduğu bağlardan söz ederek şiir dünyasından esintiler getirmiş. Başlangıçta İkinci Yeni şairlerinin şiirlerini kendine uzak bulurken şimdi Turgut Uyar ve Edip Cansever olmadan yapamaz olduğunu belirtmiş. Varlık, Yeditepe, Yelken, Yeni Ufuklar, Ataç gibi dergiler  gençlerin çıkardığı kısa ömürlü dergilerdeki kümelenmelere değinmiş.

 "Nuruosmaniye'deki 'İkbal Kahvesi'ne de uğradığımız olurdu ama Orhan Kemal, Edip Cansever gibi 'baba edebiyatçıların' masasının yakınına oturur, belli etmeden kulak misafiri olurduk ancak!..."

"Merak edenler Papirüs dergisinin Mayıs-Haziran tarihli 'Yelken, 60 Kuşağı Dergisi' özel sayısına bakabilirler..."

Şiir anlayışında Orhan Veli ve Özdemir Asaf etkisinden, sınıf arkadaşı Afşar Timuçin'in uyarısından, Şükran Kurdakul'un öğüdünden, Necatigil'i keşfinden, "poetika" yerine "şiirce" demeyi yeğlediğinden, şiirini bulduğundan ve bu çizgiyi sürdürmeye çalıştığından, "şiir serüveni boyunca değişimi / değişimleri göze alan şairlere büyük hayranlık" duyduğundan söz etmiş. Ama bu işin ona göre olmadığını eklemiş.

Belki de zor olan, gerektiğinde kendiliğinden değişerek hep daha güzel yerlere götürecek bir çizgi bularak onu koruyabilmek. Belki de asıl zor olan yaşamayı öğrenebilmek. Belki ölümü kabullenebilmekten bile zor.

Adil İzci Eray Canberk'in dünya şiiri ve özellikle Fransız şiiriyle ilişkisine ve şiir çevirisi konusuna değinmek istemiş. Canberk çeviri konusunda bir ya da iki şair üzerinde yoğunlaşmak istediğini ama bunun olamadığını belirtmiş. "Bir Mallarmé çevirmeni" olarak tanınmak isteyebileceğini söylemiş.

Eray Canberk'in annesi "neden böyle boynu bükük, yoksun, kırgın şiirler yazıyorsun?" dermiş. Tahsin Yücel "İnsan yazdığı şeydir",  Bilge Karasu "Nasıl yazıyorsam öyleyimdir" demiş. "İnsan Yazdığı Şeydir adlı ve Tahsin Yücel'in bazı yazılarından derlenmiş kitabı Mukadder Özgeç hazırlamış.
 
Adil İzci "benim hep ustalarım oldu / şairlik üzre / yaşlı yaşıt genç" diyen "Ebrular" 56 hakkında Eray Canberk'e bir soru sormuş, gençlerin nasıl, hangi yönleri ve değerleriyle usta olduğunu öğrenmek istemiş. Canberk 70, 80 ve 90 kuşağı şairlerinden ve içinde oldukları şiirce birikiminden söz etmiş. "Etkisinde kalmamak" için okumayanlarla ilgili soruya bir alıntıyla karşılık vermiş. "Şiir yazarak değil şiir okuyarak şair olunur."

....

Aydın Afacan

Tuhaf sözcükleri birleştirmiş Aydın Afacan. İlk deniz demiş, günah demiş, şar demiş, körfez demiş, gel günah ol demiş. "Başka bir İldiko, evet..." diye bir de not düşmüş.

....

Halil İbrahim Özbay

Halil İbrahim Özbay, "Şiir Üzerine dokundurmalar ya da küçük fırça darbeleri" başlığı altında tarihli
notlar getirmiş. 10.10.2017'de; "geçmişteki olay ve olguları, bir tarihçi refleksiyle, siyasi ve teknik açıdan değerlendirmek yerine, ayrıntılarda kalmış trajik ve şiirsel yanları bulup ortaya çıkarmak" için çaba gösterdiğinden ve "işin içinde insan olduğuna göre, tarihsel bir olayda bile, satır aralarında kalmış gizli bir hikâye, bir şiir yattığına" inandığından söz etmiş. "Devletlerin hikâyesi olan olayların içinde yer alan insan unsuru, o olayın amacına ve sonucuna hizmet eden bir ayrıntıdır", "bir edebiyatçının bu görüşe katılması asla ve kat'a olası değildir" demiş. Yaşadığımız on binlerce yılı ve son yirmi yılı ve ondan önceki iki bin yılı düşününce hiç kimsenin, "kalbinin delinmiş yerlerinden edebiyatçılığı uçmuş" ve kurumuş bir tarihçiye dönüşmemesini, yaşamların doğanın ve insanın geçmişlerini ve özlerini anlayarak güzelleşmesini diledim.

10.10.2017'deyse Özbay,"altı yüzyıl sürmüş Osmanlı'da şiirin ve şairin izini" sürmüş. "Sahte sofuluğu yererek içtenliği, doğallığı, yaşama sevincini, zengin hayali, insana değer katan zarif aşkları" yücelten bir şairden, 17. yüzyılda yaşamış Yahya Efendi'den söz etmiş. İki gün sonraysa, "Arthur Rimbaud'yla hemen hemen aynı yıllarda, Fransa'da yaşamış olan Charles Vernay adlı" şairden söz etmiş. Vernay, "okuduğu tarih kitaplarından etkilenerek Osmanlı kültürünü merak etmiş", "kendi kendine Osmanlı Türkçesini ve şiirini öğrenmiş, aruz ölçüsüyle şiirler yazmış". 

....

Hürriyet Yaşar

Okuma Güncesi'nde yazmış, 11 Temmuz 2009'da Metal Fırtına adlı romanı okuyormuş Hürriyet Yaşar. 11 Temmuz 2019'da bir ek gelmiş, romandaki "güzelsanat giysisi, neresinden tutsanız orasından sökülüp dökülüyor" denmiş. "2004 yılında çokan bu kitaba, 'çok satar' listelerinden silindikten sonra, 2009 yılında beni çeken neydi?" diye sormuş Hürriyet Yaşar. Kaba saba romanın çobanla bittiğini söylemiş. "Dil çağrışımdır" demiş. 13 Temmuz 2012'deyse, İranlı yazar Celal Hosrovşahi'nin Füruğ'un Öyküsü'nü okuyormuş. Onat Kutlar'ın önsözünden, Necati Güngör'ün öykülerinden, Fethi Naci'den, güzellik ölçütlerinden söz etmiş. 19 Nisan 2019'da da, Melih Cevdet Anday'ın Gizli Emir romanındaki kişiler özellikleriyle ilgili bir sorunu dile getirmiş.

....

 OsmanSerhat

Osman Serhat "Ailemizde şairler vardır" diyerek anlatmaya annesinin annesinin dedesi Yozgatlı Said Fenni'den başlamış. 1967'de 12 yaşındayken "Sömürülen Anadolu" diye bir şiir yazmış. İlk şiiri Mayıs 1970'te okul dergisinde yer almış. Cemal Süreya Kadıköy Merkez Kıraathanesi toplantılarına çağırmış. Kasım 1975'ten başlayarak toplanarak daha çok İlhami Bekir, Fazıl Hüsnü, Sabahattin Kudret ve Cemal Süreya ile oturmuşlar. Yaşam zorluklarla sürmüş. Osman Serhat, bugünlere gelmiş.




Abdülkadir Budak

Denektaşı'nda Abdülkadir Budak, "bir cümle için Kayseri'den İstanbul'a" gidişinin öyküsünü yazmış. 14 Temmuz 2016'da Mine Ömer, "TV ekranının karşısında yorulan kalbinizi, edebiyat yeniler" demiş. KURŞUN KALEM Edebiyat Dergisi'nde Abdülkadir Budak dosyası yer almış.


....

Gidilebilecek epey yer var, Sincan İstastonu'ndan:

Yunus Koray
YOKLUĞU ÖRTÜNMEK
Işıktan daha önce görülebilir
Zamanlar bu karşı aynada  

Şiir Evreni
Şiir Evreni adını taşıyan antoloji nedeniyle, Romen Şiiri Üstüne, bir şiir evreni buluşması yapılmış. Osman Bozkurt, Emin Şir ve Nicolae Georgescu konuşmuş.

Eren Şahin
Eren Şahin bir cenaze marşı ve yeni başlayanlar için helva tarifleri hakkında yazmış. Hangisi seçilebilir ki "bir park için isim önerileri" arasından? "O vahşi delikanlıların ardından?"

Meltem Dağcı
Meltem Dağcı, bir "Kâğıt Yiyen Ejderha" öyküsü anlatmış.

Nalan Tuntaş
Nalan Tuntaş, Zeynep Kurada'nın "Hayatımın Çoğunda Yoktum" romanını tanıtmış.

Şerif Erginbay
Irmaklar gibi kıvrılmış Şerif Erginbay'ın şiirinde hayat.

Facebook Ortamı
Sincan İstasyonu "Facebook Ortamı" başlığı altında, sosyal iletişim ağlarında yapılan tartışmalardan alıntılara yer verecekmiş.

Latife Tekin
2019 Erdal Öz Edebiyat Ödülü Latife Tekin'e verilmiş.




Genç Şairler
Genç şairler bölümünde Eren Şahin, Batuhan Külekçi, Ferhat Nitini Kaan Eminoğlu ve Mehmet Sezgin Sarı
adları yer almış.

Sincan İstasyonu'nda Yazar-Editör Buluşması
Yazar-Editör Buluşması, her ayın ilk cumartesi günü Abdülkadir Budak ve Emel Güz'ün katılımıyla yapılacakmış.

27 Aralık 2019 Cuma

Deliler Teknesi'nde Yaşam


deliler teknesi'nde yaşam
kasım-aralık 2019, 78

Nilgün Marmara'nın Yabancıları

Bir yabancıdan söz etmiş Nilgün Marmara bir deliler teknesinin altmış üçüncü sayfasında. Görüp tanımak ve anlamak kolay değil o yabancıları. "Yabancı"... Sen! Kimdin sen, "yaslanırken" "ışığın biberi yaramıza", kurtulabilir miydi insan yarattığı bu tuhaf evrende yabancı olmaktan? Yaşamın ölümünden? Yabancılığın acı bir öyküsünü anlatmış Nilgün Marmara, "güzdü sonsuz bir çöle takılan bakışımız" demiş, "bilmedik çekenin yanlış bir uzaklık olduğunu" demiş. "Yabancıların en yakını" onu bulabilmiş mi? Bilmiyorum. Ama Derya Balcı, "Ya sonra" diye başlayarak "Ve son engeli de aştığımızda kendimizi Marmara'nın serin sularında bulduk" demiş. Evet, "güzdü sonsuz bir çöle takılan bakışımız".

https://www.facebook.com/marmara.nilgun/
Nilgün Marmara, (13 Şubat 1958 - 13 Ekim 1987).

Edebiyat ve İntihar, deliler teknesinde

"Edebiyat ve İntihar" dosyası bir salıncakla başlamış. Salıncakta görünmeyen o kadın ve erkek, şimdi hangi zamanın uzayındalar?

Hülya Soyşekerci'nin Günlükleri

Hülya Soyşekerci günlüklerinden Ahmet Oktay'ı ve Stefan Zweig'ı getirmiş. "Yaşam yerine ölümü seçen şair ve yazarlar, Ahmet Oktay'ın dizelerinde her biri birer şiir halinde gözlerimin önünden geçtiler" demiş. 1987'de yayımlanan Yol Üstündeki Semender'i "intihar eden sanatçılar için yazılmış, derinlikli bir yapıt" olarak nitelemiş. Kitap "Beni intihar ettiler" (A. Artaud) dizesiyle başlıyormuş. Hülya Soyşekerci Ahmet Oktay'dan Epilog'la biten yapıtın son dizelerini aktarmış. "Bu kitabın adınnı andığı / ölümlerini bir bir / denemeye çalıştığı 12 insan / korkak oldukları kadar cesur / umutsuz oldukları kadar umutluydular." Sonra stefan Zweig'ın ve günlüklerinin öyküsünü ve öykülerini anlatmış. 16 Haziran 1940 tarihli günlüğünde Zweig "Hayatlarımız on yıllarca düzelmeyecek, benim önümdeyse on yıllar yok", 28 Haziran 1940'ta "Avrupa'yla birlikte ölmek gerekmez mi?" demiş. Karısı charlotte ile birlikte ölüme gitmeden önce bir mektup bırakmış. Kleist yazdığı biyografide Zweig'ın "kendi yaşamından bir şiir yaratarak" öldüğünü söylemiş. Şimdi ben, Nâzım'ın ve Zweig'ın öldüğü yaştayım. Yaşımın ve geçmişin geleceğinde yaşanacakları biliyor olmanın şımarıklığıyla sesleniyorum dünyayı 1942'de bırakan altmış bir yaşındaki Zweig'a. Ah Stefan, keşke üç yıl daha bekleyebilseydin ve "Çok şükür çok şükür bugünü de gördüm" diyebilseydin.

Füruğ ve Meltem

Füruğ Ferruhzad "sessizlikti ve meltem / perdeyi uçuruyordu" demişti ve Meltem Dağcı distopik geleceklerin birinden söz ediyordu.
https://www.turkedebiyati.org/furug-ferruhzad/
https://www.facebook.com/ferruhzad.furug/

Ettore Schmitz'in Şakaları

Gönül Ocak, İtalo Svevo'nun "Kötü bir Şaka" ve Joel Kovel'in "Arzu Çağı" adlı kitaplarından ve Müge Yüksel'in Svevo hakkındaki tez çalışmasından yola çıkarak, "Bilinçaltında Gizli Bir Tutku" başlıklı bir yazı yazmış.

Zeynep Kurada'nın Sebepsiz Günü

"Sevmeye değecek bir şey yok / Yaralı kuşlardan başka" demiş Zeynep Kurada. "Sebepsiz bir gün için", "For a Reasonless Day", "There is nothing worth loving / Except wounded birds" diyebilir miyiz? Şiir çevrilebilir mi? Zeynep Kurada "İyi bir şeylerden kalan toz bulutları" diyerek havadaki seslerden ve anılardan da söz etmiş. Toz bulutları'nın birliği, bir Neruda şiiriyle anlatılabilir mi, yaşanabilir mı?

Aydın Şimşek'in Psikolojik Zamanları

Walter Benjamin'den anlatının "enformasyonun yoksun olduğu genişliğe" uzanmasıyla ilgili bir alıntı yapan Aydın Şimşek yazısında sanat tarihinin derinlikleriyle fiziki ve psikolojik zamanlarda dolaşmış. Rönesansın ilk dönemlerinden başlayarak sanatın ve yapıtlarının bilinen ve henüz pek bilinmeyen akımlara uzanan yolculuklarını anlatmış. 1960'lı ve 70'li yıllara ve sonrasına uzanmış. Yazısına kartopu yöntemiyle yazılmış bir şiir de koymuş. Psikolojik zamana dayalı anlatılarda, yaratıcı düşünce ve dilin deneysel olanağının yabana atılmaması gerektiğini söylemiş.
https://www.kanguruyayinlari.com.tr/
https://www.facebook.com/kanguruyayinlari/

Ali Günay'dan Uyulmayacak Öğütler

Bu dünya üzerinde kendisine öğüt verilmesinden ve öneriler getirilmesinden hoşlanan kaç kişi bulunur bilmiyorum ama yüzlerce, belki de binlerce yıldır "akıllar pazarda satılığa çıkmış, herkes kendi aklını almış" dendiğine göre bu tür kişiler varsa bile sayıları pek fazla olmasa gerek. Ali Günay da, kimsenin zaten dikkate alıp uymayacağını bildiği için olsa gerek, biraz uzun başlıklı bir yazı yazmış. "Öğüt ve öneriden nefret eden genç yazar ve şairlere asla uymamaları gereken öğüt ve öneriler". Zamanla, kitapla, öğrenmekle, yetenekle, ustalıkla, gelecek ve geçmişle, düşünmek ve kaygılanmakla, yeteneğe inanmakla, "ben anlatıcı" olmakla, şair ve yazar olarak tanınmakla, post modern kimliklerle, gerçekler ve hakikatlerle, sisli kurgu gerçeğiyle, tabu yıkıcı olmakla, kaosla ve gerçek ötesiyle, sözcüklerin kelimelere ve tümcelerin cümlelere dönüşmesiyle, imgelerin üst dilleri ve imgeleriyle, edebiyat etkinliklerinden nasıl yararlanılabileceğiyle, konuşmacı olmanın incelikleriyle ve romana ve başka alanlara zıplamanın önemiyle ilgili düşüncelerini yirmi maddede yazmış. Yirmi birinci ve sonraki maddeleri de genç yazar ve şairlere ve onlara öğüt vermek isteyebilecek deneyimli yazar ve şairlere bırakmış.

Ü.Gülsüm Bülbül'den Ölmeden Önce Okunması Gereken Kitaplar

Virginia Woolf 1882 yılında Londra'da doğmuş. Mina Urgan "Virginia Woolf" kitabında onun yaşamını altı bölümde incelemiş. Ü.Gülsüm Bülbül yararlandığı diğer kaynakları Erendiz Atasü'nün "Benim Yazarlarım", Hülya Soyşekerci'nin "Yazarlara ve Yapıtlara Yönelik Okumalar", Virginia Woolf'un "Bir Yazarın Güncesi" kitapları ve Asuman Kafaoğlu Büke'nin Cumhuriyet Kitap Eki'ndeki "Bir Odam Olsa" yazısı olarak belirtmiş. Bu arada galiba Selim'in veya bir arkadaşının "Kendime Ait Odalar" adını verdiği küçücük bir öyküsünde de "Gerçekten kendime ait bir odayı hiç bulamadım" gibi bir cümle yer almış ama öykünün izini hiçbir yerde bulamadım. Henüz bitiremediği için paylaşmamış olmalı.

Hatice Sönmez Kaya, Ali Günay ve Arka Bahçe'ler

"Söz Uçar" diye lafa başlayıp daha sonra Arka Bahçe'de "Eski yeni demem laf alır satarım" diyen yazarı tanıtan Hatice Sönmez Kaya, Ali Günay için şöyle demiş: "Geçmişten günümüze belletilen özdeyişleri, atasözlerini bizim bildiğimiz dışında yorumlar. Yepyeni ufuklar açar dağarcığımıza hem de bilgece." Bir arka bahçede "doğaldı doğa insan eli değdi" demiş Ali Günay. Peki insanı kim yarattı? İnsan nasıl insan olamadı?

Tansel Timur'un "Yine Hüzzam" Üzerine Çeşitlemeleri

Tansel Timur, Ş. Didem Keremoğlu'nun "Yine Hüzzam" kitabını tanıtmış. Kitabı başarıyla tanıtmakla kalmamış, bir de yazardan aldığı telefonun ve yaptığı tanıtımın öyküsünü yazmış. Ben de Ali Günay'ın uyulmayacak öğütlerine bir ek yapabilirim: 21. Sakın ha Tansel Timur gibilerin edebiyata dışarıdan bakıp önerdiği 'Yine Hüzzam' gibi geçmişe takılıp kalmış kitapları okumaya ve anlamaya kalkmayın."

Zerrin Saral'dan Sanatta Şiddet ve Trajedisi

Şiddetin sanatın bütün dallarında yaratımı tetikleyen güçlü bir tema olarak karşımıza çıktığını söyleyerek veya öne sürerek söze başlayan yazıda üç alt başlık bulunuyor. "Tragedyaların Oluşumunda Etken Mitoslar", "Artemisia Gentileschi ve Georgia O'Keffle'nin Ortak Trajik Yazgısı" ve "Garip Meyve: Kadına Şiddet Olgusunun Modern Zamanları". Yazıda Susie MacMurray'in resmiyle birlikte üç görsel kullanılmış. Artemia Gentileschi 1593-1652 yılları arasında yaşamış. Bulunduğu dönemde kadının var olma mücadelesinin simgesi olarak biliniyormuş. On dokuz yaşında tacizine maruz kaldığı kişi serbest bırakılınca, yaşadığı travma sanatına yansımış. Yarattığı Judith kendinden farklı, olgun ve fazlasıyla cesur bir kadınmış. Georgia O'Keeffe tablolarında kadın bedeniyle özdeşleştirdiği çiçekler öne çıkıyormuş. Küratörlüğünü yaptığı Garip Meyve sergisinin açılışında Hasan Bülent Kahraman Susie MacMurray için sanatçının "kadın odaklı mitolojik ve ideolojik unsurları kendi kadın algısıyla tekrardan yorumlayarak eserlerinde feminizme dair yeni bir dil oluşturmayı" başardığını söylemiş.

Esperança Camara, Gentileschi, Judith Slaying Holofernes, https://www.khanacademy.org/humanities/monarchy-enlightenment/baroque-art1/baroque-italy/a/gentileschi-judith-slaying-holofernes

Georgia O'Keeffe, Autumn Trees - The Maple 1924, https://www.georgiaokeeffe.net/autumn-trees-the-maple.jsp

Susie MacMurray, A Mixture of Frailties 2004, https://www.susie-macmurray.co.uk/images/garment-sculptures/mixture-of-frailties

Meral İpek, Ahmet Zeki Yeşil, Ümit Yıldırım, Özlem Doğan Kasırga,
Duygu Gücük Eren, Yurdagül Sarıbaş, Berrin Yelkenbiçer,Ezgi Uzgel

Meral İpek'in Onuncu Perisinin Düşleri

Bir soru sormalı "yalnızca balıklar dingin / içinde oldukları çılgın suyu / umursamayan" diyen Meral İpek'e. Gerçekten dingin mi balıklar? Büyüklerin küçükleri. Küçüklerin yaşamı. Bulamama korkusu olmadan.

Ahmet Zeki Yeşil'in Kralının Ülkesi

Binbir ülkeden tuhaf birinde yaşayan bir kralın öyküsünü anlatmış Ahmet Zeki Yeşil. Ama böyle bir ülkede yaşayan bir kralın nasıl keyifli olabildiğini ve hazinesinin değirmenlerinin suyunun nereden geldiğini pek anlamadım.

Ümit Yıldırım'ın Kütüphanecisi

İnsan bir kez Freud'un eline düşmeyegörsün, elinden kimse kurtulamazmış. Rastgele yaşıyormuşuz. Nevrotik oluyormuşuz. Tuhaf sözcükler aynı öyküde buluşmuş. "Beş yıl aynı yastıkta. Annesinin üzerinde söndürdüğü sigaranın yanık izleri. Dünyanın çivisi. Bir anne. Öz çocuğu. Anne ve babayla toslaşma. Pestil olmak. Fışkı kültürü. Çukur. Kadife kumaş. Zımpara kâğıdı. Anlak tulumbası. Meşrutiyet Dönemi. Pert olmuş biri. Roman. Bir eski zaman kitabı. Gazeteler. Kardeşim. Yaptığı haberler. Lavabo. Sessizlik. Mutfak masası. Pikapta plak. Yatak odası. Plastik nesne. Çocuk. Oyun. Yazar. Ayna. İçimdeki avgan. Portreler. Notalar. Yüzüm. Gerginlik. Eridi. Masal. Nefes. Yangın. Müzik. Sessizlik. İnsan bir kez Freud'un eline düşmeyegörsün, elinden kimse kurtulamazmış.

Füruzan Uysal'ın GoneNotGone'ı

Füruzan Uysal "zekâ robotları" için bir kullanım alanı bulmuş. Kara Ayna'nın "Hemen döneceğim" diyen ilgili bölümüyse çok daha ileriye gitmiş.
Be Right Back
Charlie Brooker, Black Mirror, https://www.netflix.com/tr-en/title/70264888

Özlem Doğan Kasırga'nın Balbal Nizam'ı

Özlem Doğan Kasırga anlatmış. "Bir şeyin peşinden koşar herkes" demiş Nizâmi-i Gencevi. Ozanmış. Kuma hasret yaşarmış. Özlem Doğan Kasırga, "bilinmeyenden korunmak için daha da bilinmeyene yol" almış. Kehkeşan'la buluşmuş.

Duygu Gücük Eren'in Deniz Manzaralı Odası

Duygu Gücük Eren kendine ait bir oda bulabilmiş olsa gerek, Deniz Manzaralı Bir Oda'yı yazmış. Kader ağlarını çekip sere serpe yatarken, bir Hülya'nın bir Haldun'u, üniversiteli kızlara "Antik Yunan Filozoflarında Erdem Kavramı"nı anlatıyormuş.

Yurdagül Sarıbaş'ın Kasabadaki Baba ve Giden Oğul Öyküsü

Gitmek. Bir kasaba, bir anne, döven bir baba, giden bir oğul, bir Funda, sonunda istemeden gelen bir oğul, öfke, uyku, acı, bir ölüm. Yaşam.

Berrin Yelkenbiçer ve Yılan

Berrin Yelkenbiçer küçük bedenlere bulaşan bıyık karalarının ve yılanların izi olmayan zehirlerinin öyküsünü yazmış.

Ezgi Uzgel'in Lolita Öyküsü ve Lolita'ları

Ezgi Uzgel iki Lolita'yı ve ikisinden birinin yeniden doğuşunu anlatmış.

deliler teknesi

https://www.kanguruyayinlari.com.tr/
https://www.facebook.com/kanguruyayinlari/

21 Ekim 2019 Pazartesi

Yalnız Gezen Kitaplar


Gökyüzünde yalnız gezen yıldızlar. Yeryüzünde sizin kadar yalnızım.

Galiba yaşam, ışıktan düşen ve her an parlayıp kaybolan izleri görmeye ve duymaya, koklamaya ve tatmaya, dokunmaya ve hissetmeye çalışmaktan ibaret.

Ne yazık ki hiçbir zaman insanların arasında, toprağın üzerinde yürüdüğüm ve denizin içinde yüzdüğüm kadar rahat olamadım. Bunun nedenlerini anlamak hem kolay, hem de evrenin çözülmesi en zor bilmecesini çözmek kadar zor. Aklımın içindekilerle tenimin dışındakiler arasındaki ilişkinin çelişkilerini kavrayamadığım için zor. İnsan beyninin kendi içinde dönüp durmaya ve kendini yüceltmeye ne kadar yatkın olduğunu hatırladıkça kolay.

Bir arkadaşım bizim gibi insanların bir anlamda sosyal özürlü olduğunu öylemişti.  Bu görüşünü, sosyal bir insanda insanların ve evrenin tüm seslerini aynı anda görüp duyabilme becerisi olması gerektiğine dayandırmıştı. Haklı olmalı. Eskiden beri aynı anda iki kişiyi dinlemekte ve iki işi birlikte yapmakta güçlük çekerim. Işık hızında iletişim kurabildiğimiz, çok işlemcili bilgisayarların ve bulut sistemlerinin egemen olduğu bu yeni çağda herkes gibi ben de kaçınılmaz olarak değiştim. Artık ses çok yüksek değilse, kitap okurken
müzik dinleyebiliyorum. Ama çok işlemlilik derecemin, sosyal insanlara ve yapay zekâ mucizelerine yaklaşabileceğini hiç sanmıyorum. Korkarım, toplu görüşmelerde sağlıklı ilişki kurabilmeyi hiç başaramayacağım, aynı anda yalnızca tek bir kişiyle konuşup anlaşabileceğim. Derecesini birden başlayarak iki ve daha yüksek değerlere yükseltebilen; üç, yedi, on beş ve daha fazla kişinin sağlıklı iletişim kurabildiği İkili Işık Zincirleri oluşturan sosyal dehalara hayranlıkla bakacağım.

....

İnsanın yaşamı neyse, düşleri de odur.

Işık hızında konuştuğumuz yansımalarımız da gerçek dünyadaki varlıklarımız gibi davranıyorlar. Sosyal isek sosyal, utangaçsak utangaç, düşünceliysek düşünceli, duyarlıysak duyarlı olarak ve tüm bencilliklerimizi taşıyarak; aynanın arkasındaki yansımalarımızla buluşup yaşıyoruz.

Bu yeni iletişim dünyasında konuştuğum herkese çok şey borçlu olduğumu düşünüyorum, biliyorum. Hızlı bilgi alışverişi, hızlı değişim getiriyor, insanın zenginliğini ve derinliğini artırıyor. Facebook sayfası ve Sanat Dünyası arkadaşlarımı, LinkedIn bağlantılarımı tanımış olmaktan mutluyum. Yeni iletişim dünyasının bu karmaşık ilişki zincirinde bana destek olan herkese teşekkür etmek istiyorum. 26 Kasım 2019 Cumartesi günü Ankara kitap fuarında Kanguru Yayınları standındaki buluşmamızın güzel izlerinin hep kalmasını diliyorum.

....

Galiba yaşam, ışıktan düşen izleri anlamaya çalışmaktan ibaret. Onlarla kendi dilini bulup, kendi yaşamını yazabilmekten; herkesin kendi yaşamını özgürce yazabileceği dünyalar ve hep birlikte yaşanabilecek bir evren yaratmaktan ibaret. Artık ışık hızında konuşabilen güzel insanların, birbirini bulabilmesinden ibaret.

2000+X "Uzun Bir Arayışın Kısa Öyküsü"


25 Ocak 2019 Cuma

Ama Şimdi Yaşam İçin


Şu anda ortaokul yıllarımdaki bir Türkçe dersinde olmak için neler vermezdim. Yaşamımdaki en değerli kişilerden birinin yazdıklarımla ilgili neler düşüneceğini öğrenmek, hele olursa onları okurken gözlerinde belirecek ışığı görmek beni nasıl da mutlu ederdi. Ama belirli bir andan sonra yaşam için söyleyeceğimiz tüm sözlerde yalnız kalıyoruz. Bize gerçeğin ve doğrunun yönünü gösterebilecek kimse kalmıyor. Yaşama ve kendimize, çevremize ve geleceğe karşı durmamız ve bakmamız gereken yerleri bizim aramamız ve bulmamız gerekiyor. Şansımız varsa çevremizde ışıklı, güzel insanlar oluyor. Onlarla birlikte yeni güzellikler buluyor, bu güzellikleri birbirimizle ve başkalarıyla paylaşmaya çalışıyoruz. Şansımız yoksa ışıklı güzelliklerin çevresinde örülmüş duvarların dışında kalıyoruz. Işığı asla göremiyor, yalnızca karanlığın sesini duyabiliyoruz. Işık yasaklanıyor. Israrla, kararlılıkla, önyargıyla, öfkeyle, nefretle, düşmanlıkla, akla gelebilecek ve asla düşünülemeyecek her türlü yöntemle ve kötülükle dünyadan silinmeye çalışılıyor. Geçmişin ve bugünün ışıklı güzel insanlarına sığınmaya çalışıyoruz. Geleceğin ışıklı insanlarının doğabilmesi, hayatta kalabilmesi, gelişebilmesi ve daha güzel bir dünyada yaşayabilmesi için elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz.

Şu anda ilkokul yıllarımdaki bir Hayat Bilgisi dersinde olmak için neler vermezdim. Yaşamımdaki en değerli kişilerden birinin yazdıklarımla ilgili neler düşüneceğini öğrenmek, hele olursa onları okurken gözlerinde belirecek ışığı görmek beni nasıl da mutlu ederdi. Bana kendimi ve ailemi, yaşadığım ülkeyi ve dünyayı, tarihi ve bugünü akıllı gözlerle görmemi sağlayacak bilgileri topluca veren ilk insanla; tüm yaşamımı paylaşabilmek isterdim. Yaşadıklarımızı, yaşamakta olduklarımızı ve yaşayacaklarımızı birlikte değerlendirebilmek; yaşamın er ya da geç güçlünün değil haklının kazanmasını sağlayacağına onun anlattığı öyküleri dinlerken olduğu kadar inanabilmek isterdim. Ne yazık ki 21. yüzyılda bile çocuklar okul öncesi dönemlerinden başlayarak akıl almaz üstünlük kazanma savaşlarının kurbanları oluyorlar. Çocukluklarını yaşayamıyorlar. İçlerindeki ve çevrelerinden alacakları olağanüstü güzellikleri geliştirip yaşamla doya doya oynayamıyorlar. Toplumların ve ekonomilerin üzerinde oynanan politik oyunların etkisi altında ne çocukluklarını, ne gençliklerini, ne de geleceklerini yaşayabiliyorlar. Yaşamı savunanların gücü zayıfladıkça ölümün kölesi olmayı kabul edenler çoğalıyor. Ölümün önünde eğilerek yaşayanlar arttıkça çocukların yaşamın güzelliklerini görmesi ve insanca yaşamanın değerini anlaması zorlaşıyor. Işık karanlıkla sarılıp yalnızlaştıkça, geçmişin ve bugünün ışıklı güzel insanlarına sığınmaya çalışıyoruz. Geleceğin ışıklı insanlarının doğabilmesi, hayatta kalabilmesi, gelişebilmesi ve daha güzel bir dünyada yaşayabilmesi için elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. 

....

Ölümün tek egemen olduğu bir dünyada şimdi, yaşam için ne söyleyebiliriz?

Galiba yeni sözler söylememize bile gerek yok. Yaşamamız, düşünmemiz, paylaşmamız, güzelliklerin değerini anlamaya ve büyütmeye çalışmamız yeter.

Kuşkusuz Semrin Şahin'lerin öğrencileri, okuyucuları ve yazarları da onları günün birinde en güzel duygularla hatırlayacaktır. Dileğim bunun çok daha güzel bir dünyada ve daha büyük acılar yaşanmadan olması; yaşamın doğanın uyumlu bir güzelliği olarak insanlar ve tüm canlılar, dünya ve evren arasında eşit haklarla paylaşılmasıdır.

2000+X "Uzun Bir Arayışın Kısa Öyküsü"
https://www.facebook.com/pg/mehmetarat2000X/photos/?tab=album&album_id=1690118181102456

10 Haziran 2018 Pazar

Şiir, Telif, Makas


Şiir Erkök Yılmaz "Kalemden Çok Makas Kullanırım" derken ne söylemek istemiş olabilir?

Alberto Manguel ne zaman "Yabancı Bir Ülkeden Haber Geldi" demiştir?

Robert Schild 21.yüzyılda "Ölümünün 70. Yılında" Hans Fallada hakkında ne anlatmış olabilir?

Kitaplar insanlarla buluşabilir mi?

....

Eray Ak, Şiir Erkök Yılmaz ile "Aile İçi Muhabbet" kitabını ve kırk yıllık edebiyat yolculuğunu konuşmuş.

Ali Bulunmaz, Alberto Manguel'den "Yabancı Bir Ülkeden Haber Geldi" ile Fransa, Arjantin, Cezayir ve Kanada dörtgeninde geçen bir öyküden söz etmiş.

Robert Schild, telif kısıtlaması 2018'de kalkan Hans Fallada'yı anlatmış.

....

2018'de ilk kez yayımlanan kitapların telif hakları da yetmiş yıl sonra mı kalkacaktır? O gün geldiğinde bugünkü kitapları okumak ve yayımlamak isteyen birileri olacak mıdır?

Sanat, sonsuzluk mudur? Sonsuzluk kaç yıldır?

3 Haziran 2018 Pazar

Eleştiri, Özeleştiri, Mutsuzluk


Pınar Selek niçin "Bu dünya bizi mutsuzluğa alıştırmak istiyor" demiş olabilir?

"Cümbüşçü Karıncalar" evrenle yuvaları arasındaki engelleri nasıl aşarlar, türlerinin geleceğine nasıl ulaşırlar?

Ayşegül Tözeren "Edebiyatta Eleştirinin Özeleştirisi"ni yaparken, kendi yanlışlarını da görebilmiş midir?

Walter Benjamin ve Gershom G. Scholem'in 1932-1940 arasındaki mektuplaşmalarını insanlık kime borçludur? Bu mektupların var olabilmesi insanlık için bir kazanç mıdır, asla affedilemeyecek bir kayıp mı?

Bu hızlı ve gittikçe hızlanan, bu kötü ve gittikçe kötüleşen dünyada; Bedirhan Toprak'ın şiirleri bir Duino'da kimlerle buluşabilir?

Murtaza'nın Mazlum Vesek'in anlattığı kardeşleri bekçiler midir, halklar mı?

Dört paragrafta okurlara seslenerek Eray Ak'ın, Sevim Gezgin'in, Ali Bulunmaz'ın  ve Reyyan Bayar'ın yazılarından söz eden Turhan Günay'ın okurlara seslenemeyip köşesini başka yazarlara bırakmak zorunda kaldığı yılların sorumlusu kendisi midir, başkaları mı, kendini düzeltmeyi bir türlü beceremeyen sistemler mi? Yazamadığı yazılar Türkiye için bir kazanç mıdır, asla affedilemeyecek bir kayıp mı?

Semih Poroy'un koyu ve karanlık bir günle gecenin arasında, fırtınalarla çalkalanan bir denizin üzerindeki yağmurlu bir gökyüzünde sıkışmış küçük ve ürkek barış güvercini; bir teknenin üzerindeki kulübeden mi havalanmıştır? Yuvasından dünyaya mı, geçmişten geleceğe mi, yalnızlıktan evrenin sonsuzluğuna mı uçmak istemektedir?

ELEŞTİRİDEN ÇOK ÖZELEŞTİRİ

Celal Üster," 'Muzır' bir özgürlük alanı" başlıklı yazısında Semih Poroy’un gerçek boyutlarıyla ve renkli olarak albümleşen ‘FEKLAVYE’sini yazmış.

"Poroy’un FEKLAVYE’si, yazarların, yayıncıların, çevirmenlerin, dahası okurların dünyasında karşımıza dikilen düşkünlükleri, yapaylıkları, incelikli, duyarlıklı, içten, ama bir o kadar da çarpıcı, keskin bir yergiyle açığa çıkartırken kanımca, entelektüel ortamın eleştirisinden çok, çoklarının kaçındığı özeleştirisini üstleniyor" demiş.

....

Metin Celal'in ve Necmiye Alpay'ın "Dil Meseleleri" ile, Julio Cortazar'ın "Sınav" kitapları arasında bir ilişki olabilir mi?

Aklın sınırsızlığı mı, evrenin ve yaşamın sınırları mı M. Sadık Aslankara ve Mehmet Zaman Saçlıoğlu'nu "Bilimsel Ütopya" kavramına götürmüştür?

Yaşam bittiğinde yaşananlar ve yapılanlar, düşünceler ve yazılanlar, görülenler ve çizilenler nereye gider?

6 Mayıs 2018 Pazar

21.Yüzyılın Görmeme Biçimleri


John Berger'in Görme Biçimleri'ni 1986 Nisan'ından sonraki herhangi bir zamanda okuduğumda, günün birinde Sanatlog için Görmeme Biçimleri  başlıklı bir yazı yazacağım aklıma gelebilir miydi?

Günün birinde kitaplara ve kitap eklerine, en iyi en kötü en insancıl en ölümcül en güzel en korkunç düşüncelere ışık hızıyla ulaşılabileceği.

Günün birinde ikili ışık zincirlerinden söz edeceğim.

Aklıma gelir miydi?

Işığın insanlığı aydınlığa ya da karanlığa götürebileceği.

Aklıma gelir miydi?

....

YETMİŞ YIL ÖNCESİNDEN BAŞLAYARAK GELEN BİR EDEBİYAT MİRASI

Cumhuriyet Kitap'ta Eray Ak , "Bir edebiyat mirası" başlıklı yazısında, Behçet Necatigil ve Kâmuran Şıpal'in 1948-1972 arasında birbirlerine yazdığı otuz iki mektubu bir araya getiren, Serenad Demirhan'ın yayına hazırladığı, Murat Yaşçın'ın editörlüğünü yaptığı kitaptan söz etmiş.

"Dar Bir Çember İçinde" , "her yönüyle bir edebiyat mirası" demiş.

Geride mirasların değerini bilecek kuşaklar bırakmak, kimin sorumluluğundadır?

....

ŞİDDETİN FİLOZOFLARI

Selçuk Altun , "181-KİTAP İÇİN" bölümüne "Nuray Hafiftaş için" diyerek başlamış. "Kendime filozof tuttum şiddeti" başlığı altında 4476 ile 4500 arasındaki notlarını yazmış. 4487'de "Rahibinden Satılık Kilise" alıntıları yapmış. Dediğine göre k.İskender, "Kendime filozof tuttum şiddeti" demiş.

Notlarının yanında bir de ardıç ağacı varmış. Ardıç ağaçlarının mı kuşlarının mı, yoksa insanın mı öyküsünü daha iyi biliyorsunuz?

Metin Celal'e sormak ister misiniz?

....

SEKE SEKE GELİP GİTMEK

Metin Celal'in aktardığına göre "Seke Seke Ben Geldim" diyerek iki "Sekmeler" kitabı yazan M. Kayahan Özgül , kısa yazmanın sırrını henüz keşfedememiş. Ama Metin Celal bu kitapları "keyif, merakla ve hızla" okumuş.

Özgül'ün yazar olarak Metin Celal'in en çok dikkatini çeken yönlerinden biri, "hiçbir bilgiyi bizzat başka kaynaklardan kontrol etmeden paylaşmamaya çalışması" imiş.

Henüz yapılmadıysa, İnternet'te yanlış bilgilerle yapılan paylaşımlar için akademik bir çalışma gerçekleştirilebilir. Yazarlara yakıştırılan sözler ve şiirlerle yapılan paylaşımlar içinde Can Yücel, ilk sıralardan birini alabilir. Bu arada, Can Yücel'in de "Seke Seke" adlı bir şiiri varmış.

Gerçekten var mıymış? Ben bu şiiri sesli okuyamam. Bu dünyaya hiç benzemeyen, aşırı arınmış bir evrende yaşıyorum. Galiba seke seke gelip gideceğim.

....

YAŞAMA BİÇİMLERİ

John Berger'in görme biçimleri üzerine geliştirdiği öyküler, yaşamdan ve sanattan "Portreler" ile
sürmüş. Ali Bulunmaz , Tom Overton'un yayına hazırladığı ve Beril Eyüboğlu'nun çevirdiği kitap hakkında yazmış.

"Portreler'de merak eden, öğrenmeye çalışan, yorumlayan, kendisinin eğitimine katkıda bulunan sanatçılar ve
anlamaya uğraştığı eserler üzerine kalem oynatan Berger'la yüzleşiyoruz" demiş.

Kaç kişi "Görmeme Biçimleri" ve "Görme Biçimleri" arasındaki farkı merak ederse, evreni gözlerimizin aptallığıyla değil, aklımızın yüceliğiyle görebiliriz?

....

21. yüzyılda evrenin sonsuzluğuna ve merkezine bakabilirken, burnumuzun ucunu göremememiz normal midir?

Sadık Aslankara, Selim İleri'nin bir öyküsünden yola çıkan bir kitapla ilgili yazmış. Fatih Altuğ "Kapalı İktisat" metninde, Selim İleri’nin ilk olarak 1980’de yayımlanan Bir Denizin Etekleri kitabının içinde yer alan metni “sözlük” olarak okumuş.

Kapalı ekonomilerden açık öykülerin sonsuzluğuna geçilebilir mi?